MAGAZİN GÜNDEMİNDEN SON DAKİKA HABERLER
01 Kasım 2009 Yazan admin
Kategori Genel, Haberler, il il Türkiye
Seray Sever isyan etti!
Ali Poyrazoğlu’nun ‘kalçasını tuttuğu’ görüntülerin iki yıl sonra yeniden gündeme gelmesi Seray Sever’i isyan ettirdi. “Bu haberler kişiliğime büyük zarar veriyor” diyen Sever, şunları söyledi: “İki yıl önce Türkmax’ta yayınlanan ‘Seray Sever ve Erkekler’ programıma konuk olan çok değerli usta Ali Poyrazoğlu’nun gerçekleştirdiği ‘canlandırma’nın tekrar gündeme getirilmesinden büyük üzüntü duymaktayım.”
Satılık öpücük!
Fenerbahçe derbisindeki kötü oyunuyla eleştirilerin hedefindeki isim olan GS kaptanı Arda Turan’ın; maçtan iki gün önceki gece yarısı, oyuncu Sinem Kobal ile bir otoparkta öpüşürken görüntülendiği ortaya çıktı! İddialara göre; Turan ve Kobal, FB-GS derbisinden iki gün önce, bir otoparkta saatlerce öpüşmüş. Bir Galatasaray taraftarı da bu aşk görüntülerini cep telefonuyla kameraya almış. Maçın Galatasaray için hüsranla sonuçlanmasının ardından Arda’nın kötü oyununa kızan taraftar, bu görüntüleri TV kanallarına satmak istemiş. Fanatik GS’li, ‘otopark aşıklarını afişe ederek’, hem para kazanmaya hem de kaptanın kötü oyunundan intikamını almaya çalışıyormuş. ‘Kızgın’ taraftarın istediği ücreti veren TV kanalı çıkmayınca, görüntüler şimdilik elinde kalmış. Bu öpüşme görüntülerinin ortaya çıkmaması için Arda Turan’dan da para istendiği iddia ediliyor. Arda Turan ise dedikoduları yalanlayarak; ne bu görüntülerden haberi olduğunu ne de kendisini konuyla ilgili arayan biri olduğunu söylüyor.
Terim’in kızı Merve ehliyetini kaptırdı
Eski Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim’in büyük kızı Merve Terim’in ehliyetine “Alkollü araç kullanmaktan” dolayı, 6 ay süreyle el konuldu. Merve Terim, yaklaşık bir senedir işletmeci Ahmet Bara Çetin ile mutlu bir birliktelik yaşıyor. Terim ve Çetin, önceki akşam önce Nişantaşı’ndaki W Kitchen’ın açılışına katıldı daha sonra da Kuruçeşme Choppy’e geçerek eğlendi. Uzun süreli eğlencenin ardından bir arkadaş eşliğinde mekândan ayrılan çift, Beşiktaş’ta polis kontrolüne takıldı. Alkol testine tabi tutulan Merve Terim, 0.82 promil alkollü çıktı. Ehliyetine el konulan ve 6 ay boyunca araç kullanamayacak olan Merve Terim, özel bir şoför çağırdı. Bu arada gazetecileri gören Ahmet Baran Çetin ve yanındaki arkadaşı, paniğe kapılarak uygulama alanından hızla uzaklaştı.
Serengil eşine dolandırıcılık davası açacak
Eşi Musa Aytun ile evliliğini bitirme kararı alan Seren Serengil boşanma davası açmadığını ayrı yaşadığı eşinin ayrılmasını beklediğini söyledi. Musa Aytun’un ‘Öğrenciliğim dahil, evliliğim süresince çalıştım ve evimin geçimini sağladım. Seren bu süreçte herhangi bir işte çalışmadığı gibi düzenli bir geliri de olmadı. Ayrıca boşanma davası ile para talep edebilmek için basını da alet ederek yapılan hazırlıklar olduğu endişesini taşımaktayım” sözlerine isyan etti. Eşinin köşeye sıkıştığını buyüzden de hakkında farklı iddialar ortaya attığını belirten Seren Serengil ‘Evliliğim boyunca eşime ben baktım. Bundan da hiç rahatsızlık duymadım. Çünkü aile kurmayı cok istediğim için fedakarlıklar yaptım. Ama görüyorum ki çok nankör. Annemin kredi kartlarının seri numaralarını öğrenip internetten kumar oynadıgını öğrendik. Birkaç kartından toplam 40 bin lira para cekerek kumar oynadığını tespit ettik. Annem şikâyet edeçekti ama ben o zaman anneme yalvardım annem ses çıkarmadı. Ama artık bu açıklamalarından sonra nankörlüğü bizi çok üzdü. Annem kendisi hakkkında suç duyurusunda bulundu. Dolandırıcılıktan hapse girecek. Hâlâ gereksiz yalan beyanatlarda bulunuyor. Yazık onca emeğime. Kesinlikle zengin bir aile değiller. 2 bin lira maaşla mı bana bakmış’ diyerek dert yandı.
Saran’a gönülden bağlıyım
Hülya Avşar, konuğu Yeşim Salkım’ın “Sadettin Saran’la niye ayrıldınız?” sorusuna önce ‘Eyvah’ dedi, sonra ekledi: “Aslında gönül durumuyla ben hâlâ bağlıyım. Bu yüzden ayrılık kelimesini pek yakıştıramıyorum. Ama bir şey yaşanıyor, belki de böyle sürecek!
İhtiyacı olana pilimi ödünç verebilirim!
Ünlü oyuncu Rasim Öztekin, Okan Baygülgen’in programı ‘Disko Kralı’nda, kalbine pil taktırdığını ve 22 kilo verdiğini anlattı. Öztekin’in bu açıklaması üzerine Bayülgen, “Müthiş! Çok prensipli bir oyuncu oldu. ‘Burada pilim var, şu kadar saat çalışırım’ diyor. Fakat bizim kalp krizi geçirme şansımız var, onun yok” diyerek herkesi güldürdü. Bayülgen, “Dokunabiliyorsun piline. Ben gidip seviyorum onun pilini. Kalbinde bir düzensizlik olduğu taktirde pil her şeyi düzeltiyor” deyince, Rasim Öztekin espriyi patlattı: “Piller iyi çıktı. İhtiyacınız olursa çekinmeyin, isteyin!”
—————–
title : magazin haberleri , magazin , magazinden son dakikalar , magazin gündemi , ünlüler ,
————————-
Ünlüler nasıl prezervatif alır?
Hülya Avşar Soruyor’a önceki gün ‘1 Kadın 1 Erkek’ dizisinin oyuncuları; Demet Evgar ve Emre Karayel katıldı. Programda Avşar ile Karayel arasında geçen prezervatif muhabbeti çok güldürdü. Avşar, “Ünlü olduktan sonra, gidip de nasıl prezervatif alınıyor?” diye sorunca, Karayel espri yaptı: “Aldırıyoruz yani, o kadar da değil! Yoksa ondan sonra ‘Abi ne marka kullanıyorsun?’ diyerek cep telefonuyla fotoğrafımızı çekecekler!” Avşar’ın, “Erkeklerin işi de ne kadar zor” demesi üzerine Karayel, yaşanan konuşmalardan utanarak “Gerçekten iyice terbiyesiz biri oldum. Bir an öyle hissettim” dedi.
İnsanlar benim gerçekten Yunanlı olduğumu sanıyor
Adanalı’ dizisinde rol alan Zeynep Koltuk, “Yunanca zor bir dil. Setteki hocamızla sürekli çalışıyoruz. Ama beni Yunanlı sanıyorlar. Demek ki iyi çalışmışız” diyor ve ekliyor: Aksiyon sahnelerinde zorlanmıyorum ama sağımı solumu morarttığım oluyor.
Bıyık ihtilali!
Bülent İnal’ın bıyıkları ihtilale kurban gitti! 12 Eylül dönemini anlatan ‘Bu Kalp Seni Unutur mu?’ dizisinde rol gereği cezaevine giren ünlü oyuncu, gelecek bölüm sevenlerinin karşısına bıyıksız çıkacak.
Bu Nişantaşı kızı bakışı!.jpg)
Mustafa Altıoklar, Altın Portakal’da izlediği ‘Kıskanmak’ filminin oyuncusu Berrak Tüzünataç’ı eleştirdi: “Film 1930’larda geçiyor ama Berrak’ın gözü Nişantaşı kızı gibi bakıyor. Yönetmen karakterleri yanlış seçmiş.”
Hürmüz’den kadınlar ve gençler zevk alır!
“Tüm dünyada sinema endüstrisi eski filmleri yeniden yorumlayarak ayakta kalıyor” diyen güzel oyuncu Nurgül Yeşilçay, InStyle dergisine konuştu: “Gelecek ay vizyona girecek Yedi Kocalı Hürmüz filminde, kadın ve gençlerin seveceği bir projede yer almak için oynadım…”
Suite kapandılar
Fashionable için Türkiye’ye gelen Bruce Willis ve eşi Emma Heming, önceki gün havanın yağışlı olması nedeniyle İstanbul turlarını iptal etti. Çift, tüm günü, The Ritz-Carlton İstanbul’un 14. katında bulunan suitlerinde geçirdi. Her türlü konfora ve Boğaz manzarasına sahip 250 metrekarelik süitin geceliği 7 bin 500 dolar. Wills ve eşi aynı günün akşamı ülkelerine döndü.
‘Asrın Hatası’nı tuvalette yaptım
Serdar Ortaç, ‘Türk’ün aklı’ diye başlayan sözün doğruluğunu ispatladı: “Asrın Hatası isimli şarkım için ilham plajda geldi. Koşarak tuvalete gittim, şarkımı orada tamamladım.”
Bu enayiler olmasa tiyatro da olmaz!
Oyuncu Can Gürzap, ülkemizde tiyatro yapmanın zorluklarına dikkat çekerken, imkansızlıklar altında çalışan gençlere sahip çıktı: Türkiye’de tiyatro yapmak enayiliktir derler ya; bu enayiler olmazsa tiyatro da olmaz.
Robert Pattinson terk edildi
‘Alacakaranlık’ filmindeki rol arkadaşı Kristen Stewart’la bir ilişki yaşayan Robert Pattinson, sevgilisi tarafından terk edildi. Pattinson’ın evlilik yönündeki baskılarından bunalan Stewart’ın bu aşka son verdiği söyleniyor. OK! dergisine konuşan çifte yakın bir kaynak, “Robert sürekli evlilikten bahsediyordu. Kristen henüz 19 yaşında ve evliliği düşünmüyor. Bu nedenle Robert’tan ayrılarak, ondan biraz zaman istedi. Kristen için şu sıralar en önemli şey sinema kariyeri” diye konuştu.
Çocuk yapmayın!.jpg)
‘Lost’ dizisiyle ünlenen Evangeline Lilly, dünyanın doğal dengesini korumak için insanların daha fazla çocuk yapmaması gerektiğini söyledi. Ünlü aktris, giderek artan nüfusun doğayı tehdit ettiğini belirterek, “İnsanlar doğurmak yerine evlat edinmeli. İleride ben de evlat edineceğim” dedi.
Vücudunu hiç beğenmiyormuş
Hollywood’un seksi aktrislerinden Salma Hayek, vücudunu hiç beğenmediğini açıkladı. Fitness dergisine bir röportaj veren ünlü yıldız, “Vücudumda beğenmediğim yer çok, kusurlu yerlerimi örtmeyi bildiğim için insanlar güzel bir vücuda sahip olduğumu sanıyor” dedi.
‘Anne ol’ sinyali.jpg)
Yeni albümü ‘She Wolf’ ile gündemde olan Shakira, Rolling Stones dergisinin kasım sayısına kapak oldu. Ünlü yıldız, “Vücudum artık benden ürememi istiyor. Hamile olmamı ve bebekler taşımamı istiyor” dedi.
Cruz müzikal filmde yönetmenin metresi
Hollywood’un İspanyol kökenli seksi yıldızlarından Penelope Cruz başrollerini Daniel Day Lewis ile paylaştığı müzikal film ‘9′ un çekimlerinde nefes kesti. Cruz müzikalde bir film yönetmenin baştan çıkarıcı metresi rolünde. yapımı için 80 milyon dolar harcanan müzikalde başrol oyuncuları Penelope Cruz ve Daniel Day Lewis’e Fransız oyuncu Marion Cotillard eşlik ediyor. Filmin sürpriz oyuncusu ise Day Lewis’in annesi rolundeki Sophia Loren. 1982 yapımı müzikal 9′un yeni versiyonu olan film yılbaşında vizyonda.
Mandela’yı ’sattı’!
Hollywood’un güzel yıldızı Charlize Theron (34) yakın bir arkadaşlığı olduğu bilinen Güney Afrika’nın efsanevi liderlerinden Nelson Mandela’yı kızdırdı. Güney Afrika asıllı Theron kazananı Mandela ile buluşturma sözü vererek San Francisco’da bir çocuk projesi yararına açık artırma başlattı. Güzel yıldız, başta Dünya Kupası biletini satışa çıkarmak için gecede önce öpücüğünü açık artırmaya çıkardı sonra da Nelson Mandela’yla olan buluşmasını sattı. Ancak Mandela Vakfı “Bizim açık artırmadan haberimiz yok” açıklaması yaparak bu ’satışa’ tepki gösterdi.
Borcum için soyundum
undum” dedi.
Maç izlediler.jpg)
Mutlu evlilikleriyle Hollywood’un örnek çiftlerinden Jessica Alba ve Cash Warren, önceki gün Los Angeles Clippers ve Phoenix Suns takımları arasında düzenlenen basket maçını izledi. Neşeli tavırlarıyla dikkat çeken çift, maç çıkışında evlerinin yolunu tuttu.
İşte Rihanna’nın yeni sığınağı
Barbadoslu ünlü şarkıcı Rihanna, Los Angeles’ta 7 milyon dolara aldığı yeni evinin kapılarını, In Touch dergisine açtı. Rihanna, “Ben çok küçük bir evde, ekonomik zorluklarla büyüdüm. Ama şimdi Los Angeles’ın göbeğinde, havuzlu çok lüks bir villada oturuyorum. Elimdekilerin kıymetini biliyorum” dedi. Dayak yediği Amerikalı şarkıcı Chris Brown’dan ayrıldıktan sonra hayatında yeni bir sayfa açan seksi yıldız, uzun duvarlarıyla bir kaleyi andıran evinde huzura erdi. Ellen DeGeneres ve Christina Aguilera gibi ünlükomşuları bulunan yıldızın yeni evinde sekiz yatak odası, 10 banyo ve bir sinema odası bulunuyor.
Kaleyi içten fethediyor.jpg)
Kısa bir süre önce nişanlandığı ünlü aktör Bradley Cooper’la arasının açık olduğu söylenen Renee Zellweger, geçtiğimiz günlerde ünlü aktörün ailesiyle tanışarak kaleyi içten fethetmeye karar verdi. Ünlü aktörün annesi Gloria ve babası Charlie ile birlikte bir hafta sonu geçiren yetenekli aktris, sempatik tavırlarıyla Cooper ailesinden tam puan aldı
Kendi tasarımları için kolları sıvadı.jpg)
Ünlü şarkıcı Victoria Beckham, ayakkabı ve çanta koleksiyonu hazırlıyor. Beckham’ın, başkalarının markalarını tanıtmaktan yorulduğu için, kendi ürünlerini piyasaya çıkartmaya karar verdiği söyleniyor.
Yıldız gibi parladı
Şık giyim tarzıyla beğeni toplayan ünlü aktris Gwyneth Paltrow, önceki akşam New York’ta bir resim galerisini ziyaret etti. Paltrow, gümüş rengi parlak ceketi ve Christian Louboutin ayakkabılarıyla beğeni topladı. Uzun süredir eşi Chris Martin’le birarada görüntülenmeyen 37 yaşındaki Oscarlı yıldız, evliliğiyle ilgili yöneltilen soruları yanıtsız bıraktı.
Evini satıyor.jpg)
Amerikalı ünlü şarkıcı Ashlee Simpson ve eşi Pete Wentz, Beverly Hills’teki evlerini 4.5 milyon dolara satışa çıkardı. Evlerinin 10 aylık oğulları Bronx için uygun olmadığını düşünen Simpson, “Oğlumuz için bahçeli bir ev istiyoruz” dedi.
————————
keywords : magazin haberleri , magazin , magazinden son dakikalar , magazin gündemi , ünlüler ,
————————-
eski adana resimleri
20 Ekim 2009 Yazan admin
Kategori il il Sohbet Odaları, il il Türkiye
ESKİ ADANA RESİMLERİ
1974 ÇEAŞ,SET ÜSTÜ ADANA’DAN PANAROMA

1975 KÜÇÜK SAAT MEYDANI

1975 SAAT MEYDANINDAN ABİDİN PAŞA

1976 YEN CAMİ KÜÇÜK SAAT DURAĞI,ÖZLER CADDESİ

2003 ADANA GENEL GÖRÜNÜŞ,SEYHAN NEHRİ
eski adana resimleri , en güzel adana resimleri, adana resimleri, adana tarihi , adana sohbet odaları , adana chat, adana sohbet odaları
balıkesir, balık esirsohbet , balıkesir sohbet odaları balıkesir çet, balıkesir chat
20 Ekim 2009 Yazan admin
Kategori Genel, il il Sohbet Odaları, il il Türkiye
kalpde.comdan bir yenilik daha kalpde sohbet odaları balıkesirlileri bir araya getirmek için kolları sıvadı #balıkesir kanalında bütün balık esirlileri bir araya getirmek için elimizden geleni yapıcaz sizlerinde desteklerini bekliyoruz..
BALIKESİR
GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü: 14.292 km²
Nüfus: 973.314 (1990)
İl Trafik No: 10
Balıkesir, Marmara ve Ege Denizine kıyı veren Türkiye’nin en çok adasını bünyesinde barındıran tarihi, kültürel ve doğal güzellikleriyle gerçek bir turizm cennetidir. Devamını oku
Siirt
20 Ekim 2009 Yazan admin
Kategori Genel, Haberler, il il Sohbet Odaları, il il Türkiye
GENEL KONUM
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 41° 57” doğu boylamı ve 37° -55” kuzey enlemi üzerinde yer alan Siirt doğudan Şırnak ve Van, kuzeyden Batman ve Bitlis, batıdan Batman, güneyden Mardin ve Şırnak İlleri ile çevrilidir. İl topraklarının büyük bölümü dağlarla kaplıdır. Kuzeyde Muş Güneyi Dağları, doğuda Siirt Doğusu Dağları İl’in doğal sınırlarını oluşturan sıra dağlardır. 1990 yılında değişen sınırlardan sonra Siirt İli ’nin yüzölçümü 6.186 Km²’ye inmiş Km² ’ ye ise 42 kişi düşmüştür. 1997 yılı nüfus sayımına göre 263.258 kişilik nüfusuyla Türkiye toplam nüfusunun %4’ünü barındırmaktadır.
YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ
İl toprakları asıl görünümünü III. Zaman’da kazanmıştır. Şiddetli kıvrılma ve kırılmalara uğrayan il alanı, üst-eosen ve oligosen boyunca deniz dışında kalarak aşınmış ve bir yarı ova (peneplen) niteliği kazanmıştır. Üst-miyosende Doğu Anadolu genel olarak yükselirken, il alanı da blok halinde yükselmiş ve Güneydoğu Torosları oluşmuştur. Bu yükselme hareketleri sırasında il alanının güneybatısını da içine alan güçlü çöküntü alanları ortaya çıkmıştır.G.doğu Torosları esnekliğini yitirmiş ve sertleşmiş kesimlerinde ortaya çıkan çöküntü olukları, akarsularca aşın dırılarak batı, güneybatı ve güney yönünde uzanan vadilere dönüştürülmüştür. Bir yandan vadi ler oluşurken, bir yandan da özellikle çöküntü alanlarında hızla genişleyen vadi tabanlarında IV. Zaman boyunca çeşitli taşınma maddelerden oluşan düzlükler ortaya çıkmıştır..
——————–
title : Güneydoğu Anadolu Bölgesi , siirt , güneydogu anadolu töreleri , siirt adetleri ,siirt bölgeleri ,siirt mahalleri, siirt resimler ,siirt albumler ,siirt ilceler , siirt kzıları ,siirt telefon numaraları, siirt bilgi , siirt rehber ,siirt mobilya , siirt yasam ,siirt gölller , siirt ırmak , siirt nehir , siirt camileri , doguda bri kent , dogunun parisi siirt ,siirt kürtleri ,siirt aşk , siirt sohbet ,siirt kızları
———————-
DAĞLAR
İlimizde yeryüzü şekilleri daha çok yüksek dağ ile platolardan oluşmaktadır. Siirt’ in kuzeyi ve doğusu yüksek ve sarp kesimlerdir.Genel olarak Güneydoğu Toroslar adıyla anılan bu dağ sırası, doğudan güneydoğuya genişçe bir yay çizerek Hakkari Dağları’yla birleşmektedir. Dicle Vadisi” ne eğimli olan bu yüksek ve sarp kesimde yer alan önemli dağlar ve bunların özellikleri şöyle sıralanabilir.
SİİRT DOĞUSU DAĞLARI
Muş Güneyi Dağları’ ndan sonra,Bitlis Çayı Vadisi’nin doğusunda, dağlar güneye doğru açılarak Siirt’in doğusunu kaplar. Yükseltisi hızla azalarak Güneydoğu düzlükleri’ne doğru sokulan bu dağlar, bir yandan da Hakkari Dağları’yla birleşir. Siirt doğusu dağları genellikle tek tek kütleler halinde yükselmektedir. Bu kütleler, Dicle Irmağı’na karışan küçük akarsuların açtığı vadilerle parçalanmış durumdadır. Siirt Doğusu Dağları’nın ana gövdesini, Pervari, Siirt Merkez, Eruh ve Şırnak’ı da kapsayan Yazlıca Dağı (Herekul Dağı) oluşturmaktadır. Doğuda çok geniş bir kütle oluşturan Yazlıca Dağı 2.838 m.’lik yükseltisiyle İl’in en yüksek noktasıdır. Bu doruğu kuzeyden 2.444 m. yükseltili Meydanı Süleyman Tepesi ile daha düşük yükseltili Körkandil Dağı izlemektedir. Yazlıca Dağı, batıda, Uluçay ve Zorava Çay’ı Vadileri’nin birbirine yaklaştığı noktada daralırken, yükseltisi de azalır. Tosuntarla-Çizmeli çizgisinde yükseltisi 1.844 m.’ye dek düşen Yazlıca Dağı, Merkez İlçe alanında yükseltisi 1.500 m.’nin altında olan platolara düşmektedir. Siirt Doğusu Dağları, Yazlıca kütlesi dışında Şirvan-Pervari-Van üçgeni içinde de önemli yükseltiler oluşturmaktadır.
………. …………….. İl’in kuzeydoğusunda genellikle tek tek yükselen bu dağların başlıcaları 2.741 m. yükseltili Doğruyol Dağı (Beknovi Dağı), 2.631 m. yükseltili Kapılı Dağı ve 2.350 m. yükseltili Koran Dağı’dır. Siirt Doğusu Dağları, İl’in güneydoğusunda daha dağınık ve daha alçaktır. Bu kesimlerdeki en önemli doruklar, Eruh’un güneyindeki Yassı Dağı (2.280 m.), bunun batı yönündeki uzantısını oluşturan Şeyh Ömer Dağı (1.409 m.)’dır. Buradaki dağların dorukları dışındaki kesimler, batı ve güney yönündeki eğime bağlı olarak aşınmış ve platolara dönüşmüş durumdadır. Siirt’te bu dağların dışında da bazı yükseltiler vardır. Bunların en önemli si Kurtalan’ın güneyindeki 1.530 m. yükseltili Dilek Tepesi’dir. Genellikle çıplak olan bu dağların kuzey yamaçlarında yer yer meşe ağaçlarından oluşan topluluklara rastlanmaktadır.
. ………………………………………………………………………. .. ….. ………. ………………………………PLATOLAR VE YAYLALAR
Siirt’te dağlardan sonra en ağırlıklı yeryüzü şekli platolardır. Büyük bir bölümü yüksek düzlükler şeklinde olan bu platolar, Siirt Doğusu Dağları’ nın kuzey bölümünü oluşturan D.yol, Kurtalan, Kapılı ve Yazlıca Dağları’nın Botan Suyu ve kollarınca yarılmış vadilere bakan yamaçlarında toplanmıştır. Başlıcaları, Pervari de Cemikarı, Ceman ve Herekul Yaylaları ile Şirvan’da Bacavan Yaylası’dır.Yaz, kış bol yağış alan bu yaylalar,zengin çayırlarla kaplıdır.
…………Yöre halkı ve göçerler bu yaylalarda sürülerini otlatır.Sert kış aylarında güneydeki daha düşük yükseltili platolarda otlatılan hayvanlar, yaz mevsiminde havaların ısın masıyla yeniden yüksek düzlüklere çıkarılır. Bozkır kuşağına yakın dağların eteklerindeki plato larda verim daha düşüktür. Yağışlar daha düzensiz, su kaynakları daha kıttır. Büyük ölçüde orman örtüsünden yoksun olan bu kesimde aşınma güçlüdür. Çayırların oluşumuna elverişli toprak tabakası yer yer ortadan kalkmıştır. İl platoları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 1.200m. ile 2.000 m. arasına dağıldıkları ve bozkır kuşağında kalanların dışındakilerin hayvancı” lık açısından çok önemli oldukları görülür.
VADİLER
Siirt İli’nde vadi oluşumları çok önemlidir. İlimiz” deki dağlar ve platolar II. Zaman’daki kırılma ve kıvrımlarla şekillenmiştir. Sarp yapıda kalkerli oluşumlar egemen durumdadır suya karşı direnci çok düşük olan bu kalkerler, akarsu ve yüzey sularıyla hızla aşındırılmış, dar ve dik vadiler ortaya çıkarmıştır. İl’in kuzeyindeki ve doğusun daki dağlık kesimlerden güneye ve batıya doğru yönelen vadiler, Güneydoğu Anadolu Düzlükleri nin doğu ucuna ulaşıncaya dek genellikle pek geniş değildir. Bu nedenle Siirt’te ovalık alanlar azdır.
Botan (Uluçay) Vadisi Bitlis’in güneyindeki dağların eteklerinde başlayan Botan Suyu Vadisi, yüksek ve sarp yapılı bir kesimde güneye doğru uzanır. Doğruyol, Kuran ve Kapılı Dağları’nın arasında bulunan vadi, Türkiye’nin en dik ve sarp vadilerindendir. Bitlis Çayı Vadisi ile birleşen Botan Vadisi, Dicle Vadisi’ne açılır. Botan Suyu Vadisi ve bu vadinin önemli bir kolu olan Bitlis Çayı Vadisi pek geniş değildir. Vadiler; kuzey ve kuzeydoğudaki dağlardan kaynağı nı alan bol sulu akarsularla kalkerli yapıda oyulmuş derin yarıklar durumundadır. Yalnızca Bitlis Çayı Vadisi, Kurtalan İlçe alanında azda olsa genişlemektedir. Bu genişleyen kesimler yer yer ova niteliği kazanır. Kurtalan Ovası’da bu vadinin tabanındadır.
Behrancı Vadisi Yazlıca (Herekul) Dağları’nın güneydoğu yamaçlarından çeşitli kollar halinde başlayan Behrancı Vadisi’de dar ve diktir. Vadi kolları güneydoğudan güneybatıya genişçe bir yay çizerek Türkiye-Suriye sınırlarında Habur Vadisi’ne açılır
AKARSULAR
Siirt İli, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin kuzeydoğu ucunda yeralır. Bölge, G.doğu Anadolu Düzlükleri’nden sonra birden yükselmekte, doğu ve kuzey kesimleri bol yağış almaktadır. Bu nedenle, kuzeyden Muş Güneyi Dağları, doğudan Siirt Doğusu Dağları’yla çevrili olan il alanı, Dicle Irmağı’nın önemli su toplama alanlarından birini oluşturmaktadır. İl topraklarının tümü Dicle Havzası’na girmektedir. Havza, Fırat, Kızılırmak ve Sakarya Havzaları’ndan sonra ülkenin dördüncü büyük su toplama alanıdır.
BOTAN (ULUÇAY)
Nordüz Platosu’nu batıdan kuşatan Siirt-Hakkari ve Siirt-Van sınırlarını oluşturan yüksek dağlardan kaynağını alan bu akarsu,önce batıya,sonra kuzey batıya doğru akar. Suyu iyice bollaşan Botan Suyu dar ve derin bir vadi oymuştur. Vadi tabanıyla dağ” ların dorukları arasındaki yükselti farkı 1.000 m.’ye ulaşır. Akarsu, Pervari yöresinin sularını toplayan Çatak Çayı ve Bitlis’in doğusundaki dağlık yöre ile Doğruyol, Kapılı ve Kuran Dağları sularını toplayan Büyükdere’yle Çukurca da birleşir. Burada Botan Suyu adını alır. Batı yönünde akan Botan Suyu (Uluçay), Aydınlar İlçesi ve İl Merkezi’nin doğusun dan geçer. Bostancık yöresine ulaşır. Burada, doğudan Eruh yöresinin sularını toplayan Zorava Çayı’nı, kuzeyden Muş Güneyi Dağları’nın sularını toplayan Bitlis Çayı’nı alır. Bitlis Çayı, Botan Suyu’na karışmadan önce, Kavuşşahap Dağları’nın sularını toplayıp gelen Pınarca Çayı ile birleşir. Botan Suyu bu iki önemli akarsuyla birleştikten sonra, Çat Tepe’de Dicle Irmağı’na katılır. Yüksek dağlardaki kaynaklarla, kar örtülerinin ağır ağır erimesi ile ve yağmurlarla beslenen bu büyük çay her mevsimde bol su taşır. İlkbahardan yaz ortalarına kadar geçirdiği su, saniyede ortalama 100-300 m3’tür. Nisan ve Haziranda bu miktar 400-600 m3, Mayıs’ta 700-1000 m3’ü bulur, hatta arasıra bunu geçtiği de olur. Böyle zamanlarında Dicle’den de büyük bir ırmak görünümündedir. En çekilmiş olduğu yaz sonu ve güzün bile derinliği yine 1 m.’den çoktur ve yatağındaki su miktarı 60 -80 m3’ten aşağı düşmez. Bu ırmağın birçok yerinde hidroelektrik santrali kurma incelemeleri yapılmıştır. Kıyıdan kıyıya ancak kayıkla geçilebilir. Botan Irmağı çok yerinde dar ve derin dik inişli vadiler den geçer. Yolu boyunca alçak düzlükler azdır ve sulama da yararlı olamamıştır. Botan Irmağı’ nın Dicle’ye karıştığı yer yakınında Dicle Nehri keskin bir dirsekle güneye döner.
REŞİNAN
Bu su Pervari’nin Çemikari Yaylası’ndan çıkarak, Şırnak İli’nde oldukça geniş vadileri sular ve Dergül Köyü önünden geçerek Kasrik Boğazı’ndan sonra Dicle Irmağı ile birleşir.
GARZAN ÇAYI
Sason Dağları’nın güney yamaçlarından inen kollardan oluşur. Kozluk İlçesi yakınlarından (Pisyar) geçer. Kurtalan İlçesi’nde bir kısım araziyi suladıktan sonra Kaşüstü (Hendük) Köyü yakınlarında Dicle Irmağı’yla birleşir. Çay üzerinde, Pisyar ve Aviski adını taşıyan iki köprü bulunur. .
KEZER ÇAYI
Bitlis’in doğusunda Güzeldere denilen yerden çıkar ve Kırkçeşme Suları’nın birleşmesinden oluşur. Bu sular en son Şeyh Cuma Deresi’yle birleşip, İskambo Dağları’nı yararak Siirt’in batısında bir kavis çizer. Mağaralı (Hümriyan) Mezrası önünde Başur Çayı ile birleştikten sonra, Botan Çayı’na karışır. Çayın oluşturduğu vadilerde sebze yetiştirilir.
BAŞUR ÇAYI
Bitlis’in kuzeyinden çıkan bu suyun il hudutları içindeki uzunluğu 45 Km’dir. Siirt-Kurtalan asfaltı üzerindeki Başur Köprüsü’nün 2 Km. güneyinde Kezer Çayı ile birleşir.
JEOLOJİK YAPI
Petrol arama amacıyla, Siirt topraklarında bugüne kadar çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu araştırmaların sonuçlarına göre, il alanı değişik jeolojik yaşta kütlelerden oluşmaktadır. Bu kütlelerin en eskisi Siirt-Bitlis arasında kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan başkala şım kayaları serisidir. III. Zaman kratase ve III. Zaman palojen ve neojen yaşlı olan bu seriler doğudan il alanına sokulmaktadır. Tebeşirli kalker taşları, yontulmaları ve işlenmeleri kolay olduğu için genellikle yapı taşı olarak kullanılmaktadır. İlimiz de geniş alanlar kaplayan, dağ ve tepelerde bolca rastlanan bu oluşumlara “Midyat Kal kerleri” denilmektedir. İçlerinde orta eosen yaşlı fosillere de rastlanan “Midyat Kalker leri” Merkez İlçe’nin güneyinde, Siirt-İdil arasında ve Midyat dolaylarında göze çarpar.
İl alanında sert kalkerlerin üzerine, kil, marn, silt ve kum taşlarından oluşan neojen yaşlı göl serileri yığılmıştır. Bu hafif eğimli yumuşak göl serileri geniş düzlükleri ve ovaları oluşturmak tadır. Genç oluşumlar arasında yer yer jipsli tabakalar yüzeye çıkmaktadır. Bu jipslere İlimizde “Cas Taşı” denir. Bu taşlar eskiden yakılıp ufalandıktan sonra yapılar da harç olarak kullanılma kta idi. Siirt il alanı, ülkenin başlıca kırık çizgilerinin dışında kalmakta, sarsıntıların zararsız geçtiği tehlikesiz bölgeler kapsamına girmektedir. Şehrin çevresi ve özellikle Botan Vadisi sert ve sarp kayalıklardan meydana gelmektedir.
YERALTI ZENGİNLİKLERİ
Siirt”in en önemli yeraltı zenginliği petrol ürünüdür.Petrol Siirt”in Kurtalan ilçesinde çıkarılmakta dır. Siirt”te Krom ve Bakır yatakaları da vardır. Baykan ve Şirvan yörelerinde ince damarlar halinde bulunan bakır yataklarının uzunluğu 70 m.genişliğin de 80 Cm”dir. Rezerv çalışmaları henüz tamamlanabilmiş değildir. Baykan”da zaman zaman üretime açılan Krom yatakları vardır. Etüt ve arama çalışmaları devam etmektedir.
İKLİM
siirt”te karasal iklim hüküm sürmekte ve dört mevsim en belirgin özellikleriyle yaşanmakta, Yazları sıcak ve kuraktır. En az yağış Kurtalan”da En fazla yağış Baykan”da görülür. GAP”ın devreye girmesiyle iklimde belirgin bir değişme gözlenmiş, İlkbaharda daha fazla yağış olmuş ve %40”ın altında olan nem oranı yükselmiştir.Gece ve gündüz arası sıcaklık farkı fazladır. Tespit edilen en yüksek ısı 43.3 Co,en düşük ısı ise -19.5 Co”dir
BİTKİ ÖRTÜSÜ ve ORMANLAR
Siirt il alanı Doğu Anadolu yapraklı orman kuşağı ile G.doğu Anadolu bozkır kuşağı arasındadır.Toros dağları ”nın G.doğu toroslar adıyla anılan bölümleriyle, buradan kuzeye doğru uzanan plato ve dağlarda önemli ölçüde azalmış meşe ağaçları vardır.
NÜFUS
Siirt ili”nin 1985 yılı il nüfusu 524.741 kişi iken 1990 yılında Batman ve Şırnak ilçelerinin il olmasıyla ilçe sayısında bir azalma olmuş ve ilçe sayısı merkez ilçe dahil olmak üzere 11” den 7”ye düşmüş, nüfus ise 263.258 kişiye inmiştir. 1998”de Siirt”te Km²”ye 42 kişi düşerken, ülke ortalaması Km²”ye 78 kişidir. Siirt, doğurganlık oranı yüksek olan bir ildir. Bu nedenle il nüfusunun gelişimi ülke genelinin üzerinde olmuştur. Son yapılan nüfus sayımı na göre nüfusun %60”ı şehirlerde, %40”ı kırsal alanda yaşamaktadır.
——————-
keywords : Güneydoğu Anadolu Bölgesi , siirt , güneydogu anadolu töreleri , siirt adetleri ,siirt bölgeleri ,siirt mahalleri, siirt resimler ,siirt albumler ,siirt ilceler , siirt kzıları ,siirt telefon numaraları, siirt bilgi , siirt rehber ,siirt mobilya , siirt yasam ,siirt gölller , siirt ırmak , siirt nehir , siirt camileri , doguda bri kent , dogunun parisi siirt ,siirt kürtleri ,siirt aşk , siirt sohbet ,siirt kızları
———————-
Sivas
22 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori il il Türkiye
Sivas Bölgesinin M.O. 7000 – 5000′li yıllardan itibaren (Neolitik Dönem) iskan edildiği anlaşılmaktadır. Bölge coğrafi yapısı gereği arkeoloji literatüründe Doğu Kapodokya’diyede adlandırılır.
Anadoluda M.d. 1800 lü yıllarda ilk siyasi birliği kurarak imparatorluğa geçen Hititler’in yerleşim alanları içerisinde bulunan Sivas, Firigyalıların, Lidyalıların, Romalıların ve Bizanslıların egemenliğinde, Diapolls ve Sebastgibi isimler de almıştır.
Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın komutanlarından Emir Danişment 1071 de Sivas’ı fethederek Danişrnent Beyliğini kurmuştur.
Sultan İzzettin Keykavus Sivas’ı 1220 yılında Selçuklu Devletinin başkenti yapmış, 1343 8217 te Eratna Devleti, de Kadıburhanettin Devleti Sivas’ta kurulmuş….
1413 yılında Sivas Osmanhılar’ın egemenliğine girdikten sonra Eyalet-i Rum adı altında Amasya, Çorum, Yozgat, Divriği, Samsun ve Arapkir şehirlerini kapsayan geniş bir bölgenin eyalet merkezi olmuştur.
Milli mücadelenin en önemli tarihlerinden biri olan 4 Eylül da Büyük Atatürk’ün BaşkanIığında Sivas Kongresi Sivasımızda toplanmış ve yeni Türkiye Curnhuriyeti’nin temelleri Sivasta atılmıştir.
Kısa Genel Bilgiler:
Sivas Adı!…
Rivâyete göre Sivas kurulmadan önce ulu ağaçlar altında kaynayan üç pınar varmış. Bu pınar Allahü teâlâya şükür, ana ve babaya minnet ve küçüklere şefkat duygularını ifâde edermiş. Bu üç pınara “Sipas Suyu” denirmiş. Zamanla mukaddes sayılan bu üç pınarın etrâfında küçük bir yerleşim merkezi kurulmuş ve “Sipas” ismi verilmiştir. Diğer bir rivâyete göre ise Sivas ismi eski kavimlerden”Sibasipler”den gelmektedir. Başka bir rivâyete göre “Ogüst şehri” mânâsına gelen “Sebast” kelimesinden gelmektedir. Sivas ilk çağlarda Talavra, Megalapolis, Karana ve Diyapolis isimleriyle anılmıştır.
Sivas ismi için en kuvvetli rivâyet, Selçuklu Oğuz Türklerinin lehçesinde “üç değirmen” mânâsına gelen “Sebast” kelimesinden gelmiş olmasıdır. Sebast ismi zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir.





Sivas, Sivas sohbet Sivassohbet ,Sivas chat, Sivas çet ,Sivas muhabbet ,Sivas arkadaşlık sitesi ,Sivas belediyesi ,Sivas spor ,Sivas belediyesi ,Sivaslılar dernegi, Sivasresmi web sitesi ,Sivas tarihi ,Sivas resimleri ,Sivas ssk ,Sivas devlet hastanesi, SivasSivas
Kahramanmaraş
22 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori il il Türkiye
Anadolu’da çok eski devirlerde kurulmuş şehirlerden biri olan Maraş, çeşitli târihî hâdiselere sahne olmuştur. M.Ö. 2000 senesinde Batıdan gelen Hititler bu bölgeye hâkim olmuşlardır. Hititli general “Maraj” bugünkü Maraş’ın yakınında kurduğu şehre kendi ismini vermiştir. Maraş bir ara “Gurgun” isimli genç Hitit Devletine başkentlik de yapmıştır. Hititlerin en faal olduğu yerlerden biri olan bu bölgede Hititlere âit çok sayıda eser bulunmuştur.
Eski Babil İmparatorluğunun nüfûzu buraya kadar uzanmıştır.
Asurlular bu bölgeye hâkim olunca, şehre “Markasi” ismini verdiler. Asurluların yerine geçen Yeni Babil İmparatorluğu bu bölgeye hâkim olamadı. Babil İmparatorluğnu ortadan kaldıran Medler, bölgeye girdiler. M.Ö. 6. asırda Medlerin yerine geçen Persler, Anadolu’nun birçok yeri gibi bu şehri de hâkimiyetleri altına aldılar. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Persleri yenerek bütün İran ve Anadolu’ya hâkim oldu. İskender’in ölümü ile imparatorluk parçalandı. Bu bölge, Selevkos (Asya)İmparatorluğunun payına düştü. Bir müddet sonra Kapadokya Krallığının eline geçti.
M.Ö. 1. asırda Roma İmparatorluğu bütün Anadolu gibi bu bölgeye de hâkim oldu. Romalılar, İmparator Caligula’ya izâfeten Maraş şehrine “Germanikya” (Germanikea) ismini verdiler. M.S. 395 senesinde Roma İmparatorluğu parçalanınca Anadolu ile birlikte Maraş da Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü. Bizanslılar devrinde Maraş mühim bir merkezdi. Bizans İmparatoru Üçüncü Leon Maraşlıdır.
Hazret-i Ömer’in halîfeliği zamânında 637 senesinde Maraş Hâlid İbnu’l-Velîd emrindeki İslâm ordusu tarafından fethedilerek İslâm topraklarına katıldı. 746’da Bizanslılar Maraş’ı işgal ettilerse de, ertesi yıl Emeviler Maraş’ı geri aldılar. Abbâsîler devrinde Bizanslılar, 754’te Maraş’ı kısa bir müddet işgal ve tahrip ettiler. Yine 778’de Maraş Kalesini muhâsara ettiler. Halîfe Hârûn Reşîd,Maraş yakınlarında Haruniye Kalesini inşâ ettirdi. Bu bölgenin savunmasına büyük önem verdi. 877 senesinde İmparator Birinci Basileios şehri muhâsara etti, fakat alamadı. 916’da Bizanslıların eline geçerek feci şekilde yağma edildi. Kısa bir müddet sonra Maraş, Müslüman Hamdânî emirlerinin eline geçti. Bizanslılar, 949’da Maraş’ı Hamdânîlerden aldılar. 952’de yine Müslümanların eline geçti. 962’de Bizans İmparatoru Nikeforos Fokas, Maraş’ı işgal etti. 992’de Türk kumandanı Bengü Tigin,Bizanslılara büyük zarar verdiyse de Maraş’ı geri alamadı.
1071 Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu Fâtihi ve Türkiye Selçukluları Devletinin kurucusu Birinci Süleymân Şah başkumandanlığındaki Selçuklu ordusu, Maraş’ı fethetti. Birinci Haçlı Seferinde Maraş ve civârı tekrar elden çıktı. 1097’de Gedefroy de Bovillon kumandasındaki Haçlı ordusu bölgeyi işgal ettikten sonra Maraş’ı piskoposluk merkezi yaptılar. 1100 Haziranında Antakya Prensi Bohemond Malatya’yı işgal için yürürken Maraş Ovasında Danişmendoğlu Gümüş Tigin’e yenildi ve esir düştü. Gümüş Tigin’in bu zaferinden sonra Maraş, Türklerin eline geçti.
Bizans İmparatoru Alexios Komnenos General Butimedes’i göndererek Maraş’ı yeniden işgal ettirdi. Haçlılar devrinde Maraş küçük bir Lâtin Senyörlüğü idi. Zengi HânedânındanTürk Atabeylerine vergi vererek varlığını devam ettiriyordu. 27 Kasım 1114’te Maraş’ta şiddetli bir zelzele oldu. 40.000 kişi öldü. 1136’da Danişmendoğulları bölgeye geldiler. Fakat Maraş’ı Haçlılardan alamadılar. 1138’de Türkiye Selçukluları Sultanı Birinci Mes’ud, Maraş önlerine gelerek Lâtin Senyörlüğünü vergiye bağladı. 1149’da İkinci Kılıç Arslan, Maraş’ı yeniden fethederek Türkiye Selçukluları sınırları içine kattı.
1151’de Halep Atabeylerinin eline geçen şehir, Kılıç Arslan tarafından geri alındı. 1156’da Ermeniler Maraş’ı basıp yağma ettiler. 1173’te Sultan İkinci Kılıç Arslan, Maraş’ı yeniden aldı. Bir müddet Zengîler ve Eyyûbîlerin kontrolünde kalan şehir 1248’de Selçuklu Sultanı Gıyaseddîn Keyhüsrev zamânında yeniden Selçuklulara geçti. Gıyaseddîn Keyhüsrev, Emir Hüsameddin Hasan’ı Maraş Vâlisi tâyin etti. Bu zatın oğlu ve iki torunu 50 sene Maraş’ı idâre ederek, şehri îmâr ettiler.
İlhanlıların Anadolu’yu istilasından faydalanan Ermeniler tarafından 1253’te işgal ve tahrip edilen Maraş, İlhanlılara (İran Moğollarına)tâbi olmak şartıyla Kilikya Hıristiyanlarının elinde kaldı. O târihte en güçlü İslâm devleti olan Mısır-Suriye Türk Memlûk imparatorluğu ordusu, Maraş’ı almak için geldi. 1292’de Maraş’ı geri aldılarsa da, az sonra Hıristiyanlar yeniden Maraş’ı işgal ettiler. 1297’de Maraş tekrar Memlûklerin eline geçti. Böylece Maraş’ta Hıristiyan hakimiyeti kesin olarak sona erdi. Moğol istilası sebebiyle Anadolu’ya göç eden Türk boyları, bilhassa Türkmen oymakları Maraş ve civarına iskân edildiler. Bunlardan en kuvvetli boy olan Dulkadiroğulları burada iki asır süren bir beylik kurdular. 10 bey hüküm sürdü (1337-1522). Önceleri Memlûk Türk İmparatorluğuna tabi oldular, 1381-1384 arasında Maraş, Memlûklerin elinde kaldı. Daha sonra Osmanlı Devletinin yüksek hâkimiyetini tanıdılar. Osmanlı Hânedânı ile akraba oldular. 1449’da şehzade Sultan Mehmed (Fâtih), Dulkadiroğullarından Sitti Hatunla evlendi. Sultan İkinci Murad Han’ın annesi de Dulkadiroğullarındandı. Yavuz Sultan Selim Hanın annesi Ayşe Hatun da, Dulkadiroğullarındandır.
Dulkadir Beyi Bozkurt Beyin kızı çok güzeldi. Şah İsmâil isteyince inancı bozuk olduğu için ona vermedi. Şah İsmâil Maraş’a geldi. Dulkadiroğullarının cesetlerini çıkarıp kemiklerini yaktı. Bozkurt Beyin 1 oğlu ve 3 torununu diri diri kızartıp askerlerine yedirtti. İran Şahı İsmâil Safevî’nin Maraş’a yaptığı bu kanlı seferi üzerine Yavuz Sultan SelimHan, ana tarafından dedesinin saltanat sürdüğü Maraş’ı (Dulkadir Beyliğini)Osmanlı Devletine bağladı ve Maraş, beylerbeylik (eyâlet) merkezi oldu. Şam, Halep, Gaziantep, Hatay, Urfa, Maraş’a bağlıydı.
Mısır Vâlisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanında oğlu İbrâhim Paşanın 19 ay işgali altında kalan Maraş’ı 1840’ta İbrâhim Paşa boşalttı. Tanzimâttan sonra Maraş eyâlet merkezi durumunu kaybederek sancak merkezi oldu. Bir ara yine eyâlet merkezi olduysa da bir müddet sonra Halep vilayetinin üç sancağından biri oldu. Beş kazası vardı. On dokuzuncu asır sonlarında asırlardır devam eden dokumacılık ve dericilik sektörü çöktü. Birinci Dünyâ Harbi öncesinde Maraş’ın nüfûsu 75 binden 33 bine düştü ve bunun çok az miktarı Ermeni idi.
Birinci Dünyâ Harbinden sonra İngilizler Maraş’ı işgal ettiler ve Fransızlara verdiler. Fransızlar Maraş’taki Ermenileri ve Türkiye dışından, Avrupa’dan getirdikleri Ermenileri silâhlandırarak Türklere büyük zulüm yaptılar. Çocuk ve kadınlara kadar silâhlanan Maraşlılar, Fransız ve Ermenilere karşı kahramanca savaş vererek son derece üstün silâhlara sâhib olan düşmanı, Türk vatanından kovdular. 11 Şubat 1920’de Maraş düşman işgalinden kurtuldu.
İstiklâl Harbinde Kahramanmaraş’ın kahramanca mücâdelesi: Anadolu Fâtihi Süleymân Şahın 1071 Malazgirt Zaferinden kısa bir müddet sonra fethettiği Maraş’a Birinci Dünyâ Harbini müteakip Fransız Yüzbaşı Juli kumandasındaki Fransız işgal birlikleri ve beraberinde getirdikleri silâhlı Ermeni çeteleri girdiler. Ermeniler aşırı derecede taşkınlıklar yaptılar. Bu işgal hayâlî Ermeni devletinin kuruluş hamlesi idi. Söylenenlere göre; Ermeni ileri gelenlerinden Hırlakyan Agop’un konağında Guvernör Andre, bu Ermeninin torunu Helana’ya dans teklif edince, bu Ermeni kız; “Kalede Türk bayrağı dalgalandıkça teklifini kabul etmem.” der. Ertesi sabah Türk Bayrağı indirilince halk galeyana gelerek kaleye hücum eder. Fransız askerleri korkup kaçar. Halk Türk Bayrağını yerine asar. İşgalden iki gün sonra işgalci askerler, Uzunoluk semtinde hamamdan çıkan Türk kadınlarına sarkıntılık ederek; “Burası artık Türklerin değil. Fransız müstemlekesinde örtülü gezilmez!” diyerek kadınların örtülerini almaya çalıştılar. Olayı gören Sütçü İmâm; “Durun bre dinsizler, durun bre köpek soyları, bugün nâmus günüdür.” deyip düşmana ilk kurşunu (tabancası ile) sıkarak mücâdeleyi başlattı. Bir Fransız Ermenisi öldü, diğerleri kaçtılar. Doktor Mustafa Bey, Avukat Kısakürek Mehmed Ali Bey, Şehid Evliyâ Muallim Hayrulah Efendi, Türkoğlu Mustafa ve Yusuf Çavuş, Sütçü İmam’a katıldılar.
Cumâ namazını kılmaya gelenlere Ulu Câmi İmâmı Rıdvan Hoca; “Kalesinde bayrağı dalgalanmayan esir bir ülkede Cumâ namazı kılmak câiz değil. Sizin damarlarınızdaki asil Türk kanı o bayrağı yerine dikmeye hâizdir.” diyerek direnişi başlattı. Böylece 21 Ocak 1920 Çarşamba günü başlayan direniş, 11 Şubat 1920’ye kadar devam etti. 22 gün geceli gündüzlü can vererek, kan dökerek kazanılan 11 Şubat Zaferi, târihte rastlanan şehir savaşlarından apayrı bir özellik ve değer taşır. Kurtuluş Savaşında ilk destanı Kahramanmaraşlılar yazmıştır.
Târihte “Aslanlar Şehri” olarak bahsedilen Kahramanmaraş, dışardan hiçbir askerî yardım almadan düşman işgaline direnip kurtulduğu için 5 Nisan 1925’te TBMM, Kahramanmaraş’a “Kırmızı Şeritli İstiklâl Madalyası” vermiştir.
Kahramanmaraş destanı ile ilgili olarak Gustov le Bon; “Müslümanların bu harpte göstermiş oldukları şecaat ve cesaret, bir filozof için ibret alınacak bir derstir. Çünkü şimdiye kadar dünyâyı idâre etmiş olan din kuvvetinin, bugün dahi idare etmekte olduğunun bir delilidir.” demektedir.
Köprü
Ceyhan Köprüsü Kahramanmaraş-Göksun eski yolunda, Ceyhan Irmağı üstündeki köprü, yeni yolun dışında kalmıştır. XIV. ya da XVI. yy. yapısı olduğu konusunda değişik görüşler vardır. 156.60 metre uzunluğunda, altı gözlü bir köprüdür. Çeşitli dönemlerdeki onarımlarla özgünlüğünü yitirmiştir.
Hamamlar
Çukur Hamamı Kahramanmaraş kentinde kalenin eteğinde toprak seviyenin altında yapılmıştır. Kitabesi yoktur. Kale ile arasında bir geçit olduğu söylentileri olmasına karşın bugün belirli bir emare yoktur. Çeşitli devirlerde onarım ve ilaveler yapılmıştır.
Tüfekçi Hamamı Sarayaltı Mahallesinde demirciler çarşısındadır. Kitabesi yoktur. Soyunmalık, iki soğukluk ve sıcaklıktan oluşmaktadır.
Acar Hamamı Kale caddesi üzerindedir. Kitabesi yoktur. Kagir bir yapıdır. Soyunmalık, soğukluk ve sıcaklık kısımlarından oluşmaktadır. Üzerleri kubbelerle kapatılmıştır.
Paşa Hamamı Kurtuluş Mahallesinde bulunmaktadır. Bugün terkedilmiş, koruma önlemi alınmadığı için tahrip olmuştur.
Mağaralar
Döngel Mağarası Kahramanmaraş-Kayseri karayolu üzerindedir. Şehir merkezine uzaklığı 45 km’dir. Mağaralar prehistorik devirde iskan edilmiştir. 1956-1960 yıllarında prehistorik araştırmalara sahne olmuştur. İçerisinden Döngel Çayı denen sular çıkmaktadır. Büyük bir çağlayan yaparak dereye akmaktadır. Yanında ayrıca Gençlik Spor İl Müdürlüğünün izcilik kampı bulunmaktadır. Önemli turistik bir yerdir.
Gümüşkaya Mağarası Zeytin Süleymanlı’dan geçip Afşin’e giden yolun karnıyarık mesire yerinden geçerek Ericek Kasabasından geçen tarihi İpekyolu’nun hemen yakınında bulunmaktadır. Gümüşkaya mağarası yer yer breşik özellikler gösteren Paleosen yaşlı kireç taşları içinde gelişmiştir. 20 – 30 m. uzunluğunda koridor boyunca sağlı sollu tabandan dikitler, tavandan da sarkıtlar oluşmuştur. Yer tabanının mermer olduğu bembeyaz bir güzellikle karşılaşılmıştır. Ayrıca mağaranın içerisinde bir krater gölü olup, içerisindeki suyun berrak ve temiz olmasından suyun içilebilirliği anlaşılmaktadır.
Savruk Mağarası Savruk, Savran, Sarıkız diye tanımlanan mağaramız, Süleymanlı Ilıca Kasabası, Beşen Eleman Mezrası, Karamanlı Köyü ve Hacınınoğlu Köyü yerleşim yerlerinin arasında bulunan tarihi izler taşıyan bir doğa harikası arasına gizlenmiş ön kısmında bir şelale ve piknik alanı sayılacak tepe tarafında daha geniş bir ovayla süslenmiş turizm elçimiz olacak bir mağaradır. Ulaşım bakımından sağlık turizmine bölgesel olarak modern dünyaya ayak uydurmuş, Ilıca beldemizden araçla 20 dk. ve mağaranın 400 m. yanına kadar ulaşabilmektedir. Mağaranın iç kısmı Damlataş Mağarasını aratmayacak sarkıt ve dikitlerle bezenmiştir. Ayrıca mağaranın ön kısmında 20 – 30 m. altında Ceyhan nehri konum olarak tabiat harikası olarak akmaktadır.
Bulut Deliği Mağarası Pazarcık ilçesinin güneybatısında bulunan Bulut Deliği Mağarası, yer yer breşik özellikler gösteren Paleosen yaşlı kireç taşları içinde gelişmiştir. Toplam uzunluğu 114 m. olan (ana galeri 80 m.) gelişimini tamamlamış fosil bir mağaradır. Coğrafi konumu Pazarcık ilçesine yakınlığı, ulaşımın kolay oluşu ve doğal çevrenin güzelliği içerisinde zengin damlataşları, sarkıt, dikit, sütun ve duvar damlataşları ile kaplı olması nedeniyle turizm amaçlı kullanıma uygundur.
Çeşme Şeyhadil Çeşmesi Kahramanmaraş mutasarrıflarından İsmail Kemal Bey tarafından 1913-1915 tarihleri arasında, 3X6 metre ebadında kesme taştan yaptırılmıştır. Güney cephesinde ikiz kemerli iki diş açılmış, bu kemerlerin ayaklarından çıkan ikiz sütunlarla cephe teşkilatlandırılmıştır. Doğu ve Batı cephelerinde birer kemerle açılmış nişlerle de çeşme mimarisi tamamlanmıştır.
Tur İmkanları ve Mola Merkezleri Kahramanmaraş İlinde organize turları doğrudan çekecek önemli bir turizm kaynağı bulunmamaktadır. Bölgeden geçen organize turlar daha çok Adıyaman, Nemrut, Kapadokya ve Antalya’da ki kaynaklara yönelmekte bunların ancak bir kısmı Kahramanmaraş’a uğramakta ya da konaklamaktadır. İlde kaynakların kullanıma açılması; Turizm altyapısının gelişmesi ile, turların daha yoğun olarak İl’e uğraması ve konaklama yapılması beklenmelidir. Bu durumda Kahramanmaraş kenti organize turlar için konaklama merkezi olarak işlerlik kazanacaktır.
Organize Turların İlde İzleyecekleri Güzergahlar Gaziantep-Kahramanmaraş-Göksun-Kayseri Adıyaman-Kahramanmaraş-Kayseri (Adana-Antalya) Kayseri-Kahramanmaraş-Adana (Alanya-Gaziantep) Adana-Kahramanmaraş (Gaziantep-Adıyaman-Kayseri) İlde mola merkezi için en uygun alanlar Tekir vadisindedir. Kaynakların yoğunlaştığı bu bölge mola merkezi olarak da düşünülebilir.
Gezi Ve Mesire Yerleri
Güvercinlik Şehrin 15 km. kuzeybatısındadır. Güvercinlik ormanlık bir bölgedir ve yazları yemyeşildir. Çevre önemli mesire yerlerinden olup, tabii su kaynakları mevcuttur.
Fırnız Vadisi Kahramanmaraş’ın 54 km. kuzeybatısında yer alır. Kumarlı Köyü yakınındaki kaya altı suyu ile Fırnız vadisinden çıkan kaynak su yatağının yamaçları 4 mevsim yemyeşildir. Su kenarlarında ve vadi yamaçlarında yer alan çınar, çam, gürgen ve meşe ağaçları ile sarp kayalıklar buraya ayrı bir güzellik verir. Kara avcılığı ile alabalık avcılığının yapılmasına uygun bir rekreasyon alanıdır.
Ali Kayası Kahramanmaraş-Kayseri karayolunun 32. kilometresindedir. Sarp ve heybetli bir yapısı vardır. İki sarp yalçın kayanın arasında çağlayanlar halinde akan suların etrafı çam ve meşeliklerle kaplıdır. Heybetli görünüme sahip olan Ali Kayasının yüksekliği 148 metredir. Şimdiki durumuyla Menzelet Baraj Gölü içerisinde kalmıştır.
Tekir Kahramanmaraş’ın 63 kilometre kuzeyinde yer alan ve havası, suyu, ormanlığı ve önemli su kaynaklarının burada olması bölgeye daha güzel bir görünüm kazandırmaktadır. İç ve dış turizme hizmet veren 9 adet yol boyu dinlenme tesisi vardır. Balı, alabalığı, eti, yoğurdu ile meşhurdur.
Pınarbaşı Kahramanmaraş’ın topraklarından fışkıran suların süslediği bu mesire yerimiz halkın piknik ihtiyacını karşılaması yanında, üst kesimlerinde çamlarla örtülü gazinoları bulunan, turistlerin ilgisini çeken önemli rekreasyon alanıdır.
Kumaşır Gölü Kahramanmaraş- Adana yolu üzerinde ve şehre 9 kilometre uzaklıktadır. Dağın eteğindeki kaynakların beslediği tatlı suyun meydana getirdiği göl ve etrafını çevreleyen yeşillik, eşsiz manzaraya sahip olup, halkın hem piknik yapıp hem de balık avladığı bir yerdir.
Diğer Mesire Yerleri İse Şunlardır: Atatürk Parkı, Kapıçam, Menzelet Baraj Gölü ve Sır Baraj Gölü Çevreleridir.
Kamp İmkanları İlimizde mevzuata uygun olarak hizmet veren tek kamp Kahramanmaraş-Kayseri karayolunun 57. kilometresinde Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne ait Döngel Mağaraları mevkiinde İzcilik Kampı’dır. 100 kişilik kapasite olup, her yıl 1 Nisan’dan 1 Kasım’a kadar açık bulunmaktadır.
Gece ve Eğlence İmkanları Kahramanmaraş’ta Turizm İşletme Belgeli iki adet lokanta vardır. Bunlardan Despina lokantası Avşar Köyü yakınında olup, 65 kişi kapasitelidir. Kazancı lokantası otelin bünyesinde olup, 60 kişi kapasitelidir.Kahramanmaraş’ta 4 adet’ de Turizm İşletme Belgeli Müstakil Eğlence Yeri mevcuttur. Bunlardan Pırlanta 165, Yeni Tüzün 200, Özayışığı 220, Öz Yaprak ise 150 kişi kapasitelidir.
Sağlık (Kaplıca) Ve Dağ Turizm İmkanları
Ilıca Kaplıcası : Ilıca Kaplıcası Kahramanmaraş’ın 72 km. kuzeyinde eski Elbistan-Kahramanmaraş kervan yolu üzerinde Berit Dağı eteklerindeki Ilıca Beldesinde yer almaktadır. Kükürt petrol artığı ve az miktarda yağ karışımı ile meydana gelen şifalı suyun; Romatizmal hastalıklara, kırık-çıkık sekselleri ve kadın hastalıklarında olumlu etki yaptığı belirtilmektedir. Suyun sıcaklığı 45*C’ dir. Belediyenin yaptırmış olduğu kür merkezi ve dinlenme salonları ile birlikte büyük bir bay ve bayan havuz yaptırılmıştır. Ilıcanın doğal deseni ve iklimi de sağlık turizmini geliştirmeye elverişli yayla özelliği taşıyan doğasının yanısıra Kahramanmaraş’a yakınlığı ve ulaşım kolaylıkları da turizme olan talebi artırıcı unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu faktörlerin etkisiyle ılıca turizmi gelişen ve diğer hizmet sektörlerini de geliştiren bir ekonomik faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Ilıca Kaplıcaları kapasitesi ve su nitelikleri itibariyle yerel ölçekte hizmet verebilecek özelliklere sahiptir. Kaplıcalar 1500 yatak kapasiteli bir termal merkez potansiyeli yaratmaktadır. Ilıca’da konaklama turizm belgesi olmayan 21 pansiyonda 386 oda, 767 yatakla yapılmakla beraber, Belediye Belgeli 3 otelde 78 oda,192 yatak mevcuttur. İki adet motelin 63 odası ve 126 yatak kapasitesi vardır. Ilıca Belediyesi’nin yaptırmış olduğu kür merkezi ve sauna hamam faaliyette olup her türlü imkan mevcuttur. Turizm mevsimi Nisan ortasından Kasım ortasına kadar 7 ay sürmektedir. Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları en yoğun dönem olup, bu üç aylık dönemde doluluk oranı %80, diğer aylarda %20-30 dolayındadır. Konaklama süresi 3-15 gün arasında değişmektedir. Ilıcada 2 kaplıca tesisi (Hamam) vardır.
Ekinözü (Cela) İçmeleri : Ekinözü İçmeleri K.Maraş’a 150 km uzaklıktadır. Ekinözü yerleşmesi, yakın çevresinde yer alan 3 kaynaktan oluşmuştur. İnsan sağlığı üzerinde olumlu etkileri bulunan kapasite ve kaynak nitelikleri bakımından ülkemizin 10 büyük içmesinden biridir. Ekinözü İçmeleri; Yukarı İçme, Orta İçme ve Aşağı İçme olarak 3 bölümden oluşmaktadır. Yapılan tetkik ve analizlerde başta böbrek, idrar yolları, safra kesesi, mide, bağırsak, cilt, basur, nefes darlığı,iç guatır, şeker, sinir hastalıkları, karaciğer,ve damar sertliği rahatsızlıklarında etkili olduğu ve tedavi sağladığı ortaya çıkan Ekinözü İçmelerinin suyu içilerek, banyosu yapılarak ve özel çamuru cilde sürülerek dertlere deva olmaktadır
Fransızlar’ın Maraş’ı işgalinden kısa bir süre sonra olaylar başladı. Olaylar ilk anlarda küçük grubların karşılıklı sataşma ve atışmalarla yer yer meydana geliyordu.
Bu arada asıl adı Ali olan Sütçü Imam Uzunoluk caddesinin kenarında hem süt satarak geçimini sağlıyor, hemde ücretsiz olarak imamlık yapıyordu.
31 Ekim 1919 Cuma günü sabah olur olmaz, şehirdeki Ermeniler’in taşkınlık ve şımarıklıkları görülmeye başladı. Fransızlar’dan güç alan Ermeniler, şehre dağılarak önlerine gelen Türklere hakaret ediyorlar, Türk Milletinin örf, adet, gelenek ve görenekleri ile dinine dil uzatıyorlardı. Çeşitli mahallelerde yer yer olaylar patlak vermeye başladı. Fransız askerleri de bu duruma seyirci kalıyorlardı.
Fransız ve Ermeni askerler üçer-dörder kişilik grublar halinde çarşı-pazar ve mahalleleri dolaşıyorlardı. Türklerin bazılarını dövmelerinin yanında, Türk Milletini ve Türk Hükümeti’ni aşağılayıcı sözler sarfediyorlardı. Sataşma, dövme, yaralama gibi taşkınlıklarda yetmiyormuş gibi, sarkıntılık etmeye de başladılar.
Dinine, vatanına, milletine, ailesine, namusuna bayrağına, kitabına, şeref ve haysiyetine bağlı; başkalarının boyunduruğu altında yaşamaktansa, ölümü bile tercih eden Kahramanmaraşlılar adeta kükrediler. Fransız askerleri, Türklerin cesaret, azim ve kararlılığını henüz tanımıyorlardı. Fransızlar ve Ermenilerin bu taşkın hareketleri, Türklerin azim ve iradelerini artırıyordu. Türkler için artık tahammülü mümkün olmayan bir yere gelinmişti.
Bardağı taşıran son damla, Fransız askerlerinin Uzunoluk hamamından çıkan Türk kadınlarına sarkıntılık etmeleri oldu.
Bir grub Fransız Ermeni askeri ikindi üzerinde Uzunoluk Caddesi’nden kışlaya dönüyorlardı. 0 anda Uzunoluk Hamamından yüzleri peçeli iki Türk kadını çıktı. Üç kişi olan ve sarhoş durumda olan Fransız Ermeni askerlerinden birisi, hamamdan çıkan Türk kadınlarına saldırdı ve peçesini yırttı. “Artık burası Türklerin değildir, Fransız memleketinde peçe ile gezilmez” diyerek kadıncağıza sarılıp ilişmek istedi. Peçesi yırtılan ve zor durumda kalan kadıncağız bayılıp yere düştü. Diğer kadında imdat istercesine bağırdı. Olayı Kel Hacı’nın kahvesinden gören Türkler dışarı çıkarak, askerlerin üzerine yürüdüler.
Türkler, Ermeniler’e ihtarda bulunarak yollarına gitmelerini söylediler. Ermeniler kötü sözler sarfederek silah kullandılar. Bu arada Çakmakçı Sait orada kurşunla yaralandı ve şehit oldu. Gaffar Osman’da yaralandı. Bu sırada Ali Sütçü Imam, Karadağ tabancasını alarak dükkanından hızla olayın ol duğu yere geldi. Silahını Ermeni askerlerinin üzerine boşalttı. İlk kurşunu atan Kahraman Sütçü Imam’ın silahı ile yaralanan Ermeni askeri arkadaşlarının yardımı ile kışlaya götürüldü. Yaralı asker bir gün sonra öldü. 1 Kasım 1919 tarihinde ölen Ermeni için büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Sütçü İmam ise Nalbant Bekir’den aldığı bir atla Bertiz’in Ağabeyli köyünde bulunan Beyazıt oğlu Muharrem Bey’in yanına gitti
Sütçü İmam Ermeni ve Fransızlar tarafından sürekli arandı. Bulunması için de Kahramanmaraş Hükümeti çok sıkıştırıldı. Bütün çabalarına rağmen Sütçü İmam bulunamadı.
Sütçü İmam’ın bu unutulmaz kahramanlığından dolayı halk adeta birbirine kenetlenerek kardeş oldu. Birlik ve beraberliğin engüzel örneği bundan sonra da yaşandı. Sütçü İmam olayı, Kahramanmaraş harbinde de yeni bir ışık, yeni bir zafer yolunu açmış oldu.
Fransız askerlerinin ölmesi, Fransızlarla Ermeniler arasındaki sıkı ilişkiyi daha da artırdı. Fransız asayişinin bozulmasına Türk düşmanı Ellik Ermenileri sebeb oldu. Çünkü Fransızlar; Türkler’in bukadar vatan ve namusuna sadakatla bağlı olduklarını bilmiyorlardı.
OLAYLARIN GELİŞMESİ
Sütçü İmam hadisesinden sonra gözleri dönmüş Ermeniler, çılgınlıklarını artırmaya başladılar. Ermeniler sağa sola ateş ederek Zülfikar Çavuş oğlu Hüseyin’i şehit ettiler. Bu arada Türkleri öldürüp kadınlarını alacaklarını, camilerine çan takacaklarını söylemeye başladılar.
Gaziantep yolu üzerindeki Zeytinlikte Tiyeklioğlu Kadir isimli genci boğazlayarak burnunu ve kulaklarını kestiler. Tiyeklioğlu Kadir, Sütçü İmam’ın dayısının oğlu olduğundan, özellikle işkence sonucu öldürdüler. (1 Kasım 1919)
Ermenilerin yaptıkları cinayetler artarak devam etti. Şekerli mahallesinden Nasıroğlu Mehmet, arkadan kamalanarak Ermeniler tarafından haince şehit edildi. 14 Kasım 1919 günü yine, Çiçekli Mahallesindeki evinden komşusuna gitmekte olan Aşık Mustafa oğlu Ökkeşi şehit ettiler.
Bu arada Kuyucak Kümbet, Çiçekli ve Haydarlı mahallelerinde toplanan Ermeniler, silahlanarak Türk askeri kıyafetlerinde olmak üzere Türkleri tek tek yakalayıp işkence etmeye başladılar. Maraşlıların gitgide sabrı taşıyordu.
8 Kasım 1919′da Adana’dan Kahramanmaraş’a bir tabur Tunuslu asker daha getirildi. Tunuslu askerler de şehre dağılmadan doğruca Fransız birliklerinin kışlalarına geldiler.
Bu sırada haberleşme telgrafla yapılıyordu. Telgraf makinalarından Türkler de gizlice yararlanıyorlardı. Türkler tarafından Cancık Mağarası’na yerleştirilen Telgraf makinası sayesinde Sarıgüzel, Maksutlu, Bertiz, Sarıçukur ve Kavlaklı köyleri ve Pazarcıktaki Kılıç Ali Beyle haberleşme sağlanıyordu.
6 Kasım 1919′da Osmaniye Askeri Valisi Guvarnör Andre Kahramanmaraş’a geldi. Fransız ve Ermeniler coşkun bir törenle Guvarnör Andre’yi karşıladılar. Ermeniler ellerinde Fransız bayrakları olduğu halde, “Yaşasın Ermenistan, Yaşasın Fransa” gibi sloganlar atarak Yüzbaşı Guvarnör Andre’nin şehre girişine eşlik ettiler. Ermeniler, Yüzbaşı Andre’nin gelmesinden iyice cesaret aldılar. Ermenilerin bu çılgın şimarıklıkları karşısında Kahramanmaraşlılar iyice coşmuş, şahlanmaya hazır hale gelmişlerdi.
Ermeni ve Fransız topluluğu Hükümet binasının önüne kadar geldiler. Yüzbaşı Andre kendisine ayrılan odaya girdi ve bayrak meselesi üzerinde talimat vererek, kaleye bundan böyle Türk Bayrağı’nın çekilmemesini istedi. Ermeniler Yüzbaşı Andre’yi ziyarette bulundular. Andre, o gün çeşitli ziyaret ve görüşmelerden sonra Hırlakyanlar’ın konağına gitti.
Ermeniler, Türklerin Guvarnör Andre’nin davetine gelmemelerine çok bozuldular. Bunu kendilerine göre; Türklerin bir hakareti saydılar. Türk Bayraklarının indirilerek, yerlerine Fransız bayrağının çekilmesinin düşüncesi her tarafa yayıldı. Fransızlarda bu anı düşünüyorlardı.
Fransız komutanının emri ile hükümet konağındaki Türk bayrağı indirildi, ama Kale’deki Türk Bayrağı dalgalanıyordu. 0 gece Ermeni Hırlakyan’ın evinde Guvarnör Andre şerefine bir ziyafet ve eğlence yemeği tertiplendi. Yemek ve eğlence esnasında Hırlakyan’ın ilgi çekici ve güzel iki torunu olan Virjini Helena ve Victor geceye renk katıyordu. Yüzbaşı Andre Virjini Helena ile tanışarak, onu dansa davet etti. Virjini Helena “Aziz Guvarnör şerefine dansetmek isterim, ancak, ne Fransız ne de Ermeni bayrağının bulunmadığı bir yerde dans etmeyi sevmem. Kahramanmaraş Kalesinde Türk bayrağı yerine Fransız bayrağı gördüğüm zaman olur” diye dans teklifini reddetti.
Virjini Helena’nın bu dişi yılan sözüne kulak veren Andre, askerlere emir vererek, kaledeki Türk Bayrağı’nın indirilmesini istedi. 0 sırada kalede 5 Türk ihtiyat askeri vardı. Kaledeki diğer tüm asker Fransız olduğundan, Türk askerleri ses çıkaramıyorlardı
27 Kasım 1919 Perşembe günü gece yarısı, Türk Bayrağı Kahramanmaraş Kalesinden indirilerek bir kenara bırakıldı. 28 Kasım 1919 Cuma günü Kahramanmaraşlılar kaledeki Türk bayrağının indirilmiş olduğunu gördüler.
Kalenin yakınında evi olan Kısakürekzadelerden Avukat Mehmet Ali Bey, olayı görür görmez, hasta yatağında hemen bir bildiri hazırlayarak çoğalttı. Sabah namazında bütün camilere ulaşan bildiri okundu ve Kahramanmaraş’a bir anda yayıldı.
Halk bu durumdan bir anda çok tedirgin oldu. Duyan herkesin tüyleri kabardı ve halk adeta şaşkına döndü. Adeta patlama noktasına gelen Kahramanmaraşlılar bir işaret bekliyorlardı.
HalkIn heyecanInI artIran duyurunun esasI şuydu:
“Ey Necip Osmanlı Milleti, vaktine hazır ol. Binüçyüz seneden beri Hz. Allah’ı ve Peygamber-i zişanını hizmetinle razı ettiğin bir din ölüyor. Yani ecdadının kanı pahasına fethettiği bir kalenin burcundaki alsancağın, bugün Fransızlar tarafından indirilip yerine kendi bayrağı konuldu. Şimdi acaba yerine koyacak, sende birkaçyüz illam gayreti hiç mi yok? Karışıklık arzu etmeyelim yalnız pürvakar ve azametli olarak o alsancağımızı geri yerine koyalım. Tekrar kemal-i muhabbetle yerlerimize dönelim. Korkma, korkma seni buradaki birkaç Fransız kuvveti kıramaz. Sen mütevekkilen Allah’a mevcudiyetini gösterecek olursan, değil birkaç Fransız kuvveti hatta bütün Fransız milleti kıramaz buna emin ol”
Bu bildiriyi okuyan ve duyan Kahramanmaraşlılar akın akın Ulucami’ye toplanmaya başladılar.
Namaz vakti geldi. Ezan okundu. 1000 civarında bulunan Cemaat Namaz’ın sünnetini kıldıktan sonra, Ulu Camii imamı Rıdvan Hoca minbere çıkarak hutbeye başladığı sırada dışarıda bir gürültü koptu. Şerbetçioğlu Mehmet “Sancağı çıkarın” diye bağırırken gürültü içeriden duyuldu. İçerde de “Bayraksız namaz kılınmaz” sesleri işitildi.
Buna Rıdvan Hoca’nın “Hürriyeti olmayan bir milletin Cuma Namazı kılması caiz değildir” sözü de eklenince, cemaat minberdeki sancağı alarak dışarı çıktı. Bu sancağın altında toplanan insan seli kaleye doğru akarken, yerinden gidemeyen ak sakallı bir yaşlı dede de “Haydin Babam, vatan kavgasıdır, Din kavgasıdır bu” diyerek Kahramanmaraşlı cemaati dahada coşturdu. Kalede bulunan Fransız jandarmaları, silahlı bir çatışmayı göze alamayarak arka kapıdan kaçtılar.
Tekbir ve tevhit sesleriyle kaleye ilk ulaşanlardan Zalhocaoğlu Osman (Osman Erşan ), bir kenara atılmış olan Türk Bayrağı’nı hürmetle öpüp başına koyduktan sonra tekbir sesleri arasında onu eski yerine astı. Bazılarının beraberinde getirdikleri bayraklara gerek kalmamıştı. Cuma namazı toplu olarak Bayrağın gölgesinde eda edildi. Birkaç el silah atılarak bayrak selamlandı ve sevinç gösterisinde bulunuldu. Kin ve nefretten ağlamayı unutmuş olan gözlerden sevinç gözyaşları akıyordu. Mahalle evlerinin pencerelerinden bu muhteşem olayı izleyen Türk kadınları ve çocukları da sevinçten gözyaşlannı tutamadılar. Bu arada bütün Ermeni ve Fransızlar, Türk’ün bu azim ve kararlılığı karşısında şaşırıp kaldılar. Dirençleri tamamen kırıldı.
Kaleye çekilen Türk Bayrağı Kahramanmaraşlıların heyecanını yatıştırmaya yetmedi. Halk heyecan içinde hükümet konağının önüne geldi. Orada Mutasarrıf Ata Bey ve Guvernör Andre ile karşılaştılar ve onlarla tartışmaya başladılar. İşte bu sırada Guvernör’ün Ermeni tercümanı Vahan söze karışarak “Bir bez parçası için bu kadar gürültü çıkarmaya ne lüzum var” deyince halk hiddetle tercümanın üzerine yürüdü. Bunun üzerine Guvernör’ün Yaveri İshak kamasını çekerek halka hücum etti. Kayabaşı Mahallesi’nden Nacar Ahmetoğlu Mehmet yaverin bir şey yapmasına fırsat vermeden elindeki kamayı aldı. Kocabaş Hacı Nacioğlu Mahmut da yaveri bir güzel dövdü. Guvernör Andre silah kullanmamaları için Fransız Jandarmalarına emir verdi ise de Türk jandarmaları ellerini daha çabuk tutarak süngü taktı ve vuruşmaya hazır oldu. Mutasarrıfın müdahalesi ile o an için vuruşma önlendi. Bu olay Fransızları hem sinirlendirdi hem de daha tedbirli olmalarını sağladı.
Ertesi gün dükkanlar, çarşı ve pazar açılmadı. Guvernör yanına tercümanını da alarak sokağa çıktı. Amacı şehri dolaşarak Türklerle konuşmak, halkın nabzını yoklamak ve kamuoyunu sakinleştirmekti. Nakip Camii önüne geldiğinde Aşıklıoğlu Hüseyin adındaki gençle karşılaştı. Aralarında özetle şu konuşma geçti:
Guvernör Andre:
“Bir bez parçasından başka bir şey olmayan bayrak için dün bu kadar gürültü yaptınız. İstesem hepinizi yok edebilirdim, yapmadım. Yarın top tüfek kullanacak olursam ne yaparsınız? Çoluk çocuğunuza acımıyor musunuz?”
Aşıklıoğlu Hüseyin:
“Ben anamdan doğdum kalede bayrağımı gördüm. Ölünceye kadar da göreceğim. Biz bütün Türkler böyleyiz. Onu görmemek için ya kör olmak ya da ölmek lazım. Kör değilim. O halde onu görmezsem öldüm demektir. Hem bilir misiniz, bayrak için ölmek bizde şehit olmaktır ve en büyük şereftir.
Yalnız ben değil, küçük-büyük, kadın-erkek bütün Kahramanmaraşlı Türkler, her Cuma sabahı uyanınca ilk önce kaleye bakar, bayrağımızı görürüz. Yaşadığımızı anlar ve Allah’ a şükrederiz. Sen bizi topla tüfekle susturacağını sanma. Bir gün senin silahlarınla karşılaşacak olursak, biz çoluk çocuğumuza top tüfek sesi duyurmayız. Önce onları biz öldürürüz, sonra evlerimizi ateşe veririz. Arkamızda bekleyenimiz, ağlayanımız kalmadıktan ve şehir kül olduktan sonra da karşına çıkarız. O zaman istersen bütün dünyanın silahlarını getir, bizi ölümden korkutamazsın.”
Aşıklıoğlunun bu konuşması daha sonra mücadele parolasının kaynağı olacaktır.
Osmanlılar döneminde saraylarda “karsambaç” adı verilen bir yiyecek türü varmış… Bu yiyeceği yapmak için, dağların pek güneş görmeyen yamaçlarında kuyular açılır ve bu kuyular kış mevsiminde karla doldurularak saklanırmış. Yazın sıcak günlerinde, süt ve diğer çeşitli meyva suları bu karla karıştırılarak soğutulurmuş (Bu halen K.Maraş’ta yapılıyor). Daha sonra bu karışıma o sıralarda Halep’ten gelen şekerde eklenmiş. Zaman zaman şekerin dışında pekmez ve balda katılmış.
Osmanlı saraylarına ve asil konaklarına yabani orkide (sahlep) satan Maraşlı Osman Ağa, yörede “cinsel gücü artırıcı” olarak bilinen bu içeceğin artanını bir gün saklamak için kara gömmüş.Ertesi günü baktığında, sahlebin kıvamındaki değişiklik dikkatini çekmiş. Süt, şeker ve sahlep karışımının yoğunluk kazandığını ve sakız gibi uzadığını görmüş. Bu yeni gıda maddesinin tadına bakan herkes pek çok sevmiş. Sahlepli karsambaç olarak başlayan bu gelişme üç kuşak sonra Maraş Dondurması olarak tanınmaya başlamış.Kahramanmaraş’ı çevreleyen Ahırdağı’nın yamaçlarında özellikle kekik, keven gibi rayihalı otlarla beslenen keçilerin sütünden, birinci kalite sahlepten üretilen bugünkü K.Maraş Dondurmasındaki en büyük özellik sütün keçi sütü olmasından kaynaklanıyor. Ahırdağı yamaçlarında beslenen keçilerin sütü önce bir eksper tarafından kontrol ediliyor. Özellikle sütteki yağ oranının belirli bir yüzdenin altına düşmemesi gerekiyor. 90 derece sıcaklıkta kaynatılan sütler, mikroorganizmalardan arındırılıyor. Daha sonra bu süte önce sahlep, ardında şeker katılıyor. İyice karıştırılan bu karışım, 6-8 saat dinlendirdikten sonra eksi 6 derecede soğutulduktan sonra tüketime sunuluyor.
İçerisinde A B C D ve E grubu vitaminleri ile kalsiyum fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum demir ve çinko gibi minerallerde bulunan K.Maraş dövme dondurmasının 100 gr. sade dondurmada 135 mg kalsiyum, 115 mg fosfor, 100 mg. sodyum, 160 mg. potasyum, 0,1 mg. demir, 130 mg. A vitamini, 0,21 mg.E vitamini 0,25 mg. B vitamini ve 0,13 mg. diğer vitaminlerden olduğu tesbit edilmiştir.
Bugün, K.Maraş dövme ve meyveli dondurma çeşitlerinin, Yaşar Dondurma (Mado), Ferah Dondurma (Edo) ve Kervan Dondurma (Alpedo) kuruluşları tarafından yurt içi ve yurt dışında dağıtımı yapılmaktadır.
K.Maraş Dondurması halen A.B.D., Avustralya, Almanya, Birleşik Arap Emirlikleri, Bulgaristan, Çin, İngiltere, G.Kore, S.Arabistan, Tunus, Yugoslavya, Kıbrıs, Mısır gibi ülkelere Mado ve Edo markalarıyla ihraç edilmektedir.
Kahramanmaraş, Kahramanmaraş sohbet ,Kahramanmaraşsohbet, Kahramanmaraş chat , çet ,Kahramanmaraş sohbet odaları ,Kahramanmaraş çet odaları , Kahramanmaraş arakdaşlık sitesi ,Kahramanmaraş belediyesi ,Kahramanmaraş ssk, Kahramanmaraşdevlet hastanesi, Kahramanmaraş resimleri


Bingöl
22 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori il il Türkiye
Bingöl adının nereden alındığına dair bir çok efsane vardır. Tarihi boyunca çeşitli medeniyetlerin akımlarının etkisinde kalan il, İslam kaynaklarında Cebel-u Cur adıyla geçmektedir. İslam orduları Diyar-i Bekir (Diyarbakır) iline geldiklerinde komutanları Halid Bin Velid, yardımcı komutanlardan Kibes’i Cebel-u Cur ve yöresini fethetmekle görevlendirilir. İslam orduları Kibes komutasında bu yöreye girerler. Şimdiki Kuruca(Gazik) köyü üzerinden Palu’ ya yönelirler. İslam kaynaklarında Kuruca köyünün güneydoğu mıntıkasında Merel adında bir şehirden bahsedilmektedir. Merel o doneme göre medeni bir şehir görünümündedir . Bu şehir yani Bingöl İslam kaynaklarında Cebel-u Cur (Çapakçur) adıyla geçmektedir. Burayı fethe gelen Kibes bu yöredeki savaşların birinde, buğun Sultan dağı diye adlandırdığımız dağda şehit olmuştur ve buraya gömülmüştür. o günden bugüne orası Sultan kibes-i Ziyareti diye adlandırılmaktadır ve halk tarafından ziyaret edilmektedir.Daha sonra ilimiz Palu ilcesine Cevlik adıyla bağlanır. Cevlik halk dilinde “Colig” adıyla tanınır. “Colig” isimi hala etkin bir biçimde halk tarafından kullanılmaktadır..
Çapakçur adinin Evliya Celebinin Seyahatnamesinde Büyük İskender tarafından verildiği rivayet edilmektedir.. Büyük İskender vücudundaki dayanılmaz ağrılar için nice hekimlere başvurduğu halde şifa bulamaz bunun üzerine Ab-i Hayat suyunu aramaya baslar. Uzun aramalardan sonra bu suyu Bingöl yöresinde bulur ve şifa bulur..Faydası gördüğü bu suya Cennet suyu anlamına gelen (Makdis Lisanı) Çapakçur adini vermiştir.. Doktorlarına ; ” Sizin çare bulamadığınız ağrılarıma Allah cennet ırmaklarından deva verdi .” der. ve Murat nehrinin kenarında kısa zamanda bir kale yaptırır ..Bu kaleye Çapakçur kalesi denilmiştir..
Bingöl İli 1844 yılında nahiye olarak Palu ilcesine bağlanır. 1872 yılında Palu ilçesinden ayrılarak Cevlig(Colig) – Çapakçur adıyla ilce olur.. 1936 yılında ayni isimle il merkezi olur. 1945 yılında Bingöl adini alır.
Bingöl’ün tarihi milattan önce 2000 yıllarına dayanmaktadır. Bu tarihten önceki yılları bilinmemektedir. Daha çok cevre illere yaylacılık yapan ilimiz yerleşime dayalı kent merkezi olana kadar çeşitli medeniyetlerin etkisinde kalmıştır ve kalıcı bir statüye kavuşmamıştır.. İlimizde tarihi kalıntıları rastlanmaması bu tezimizi doğrulamaktadır. İlimize bağlı Genç ve Kiğı ilçeleri yerleşik medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu ilçelerimiz il merkezinden ziyade koklu bir tarihe sahiptir.. Bu ilçelerdeki tarihi kalıntılar bunu göstermektedir..
Bingöl’ün tarihi daha çok komşu illerin tarihi incelenerek meydana çıkarılmıştır.. Van, Bitlis, Ahlat, Diyarbakır, Erzurum, Tunceli şehirleri eski devirlerde bir beyliğe veya bir hükümdara başşehir olmuşturlar. Bingöl yaylaları ise bir otlak olarak bu beyliklere bağlı tutulmuştur.
Tarihçi Heredot bir eserinde Anadolu’yu bir takım bölgelere ayırmış ve her bölgeye ayrı bir isim vermiştir..Bugünkü Diyarbakır, Muş ve Bingöl illerini içine alan bölgeye “Komojen” ismini vermiştir. Bingöl ili Osmanlı zamanında komşu illere bağlı olarak idare edilmiş ancak Cumhuriyet devrinde il haline gelmiştir.
KRAL KIZI KALESİ
Genç ilçe Merkezinden 2 km. uzaklıktadır. Bir tepenin üzerinde bulunan bu kalenin ancak yıkıntılarına ve kalıntılarına rastlanabilmektedir. Bu kaleyi Pers hükümdarı Dara Gençte uzun yıllar kalmış ve bu kaleyi kızı için yaptırmıştır. Genç ilçesi eski ismini bu kaleden almıştır. Bugün mesire yeri olarak kullanılmaktadır.
SEBETERİAS KALESİ
Murat vadisi üzerinde, Bingöl İl merkezinden 18 km. uzaklıktadır. Urartu kralının Bingöl yaylalarını elinde tutabilmek için yaptırdığı uç kaleden birisi olup bugün ancak kalıntıları ortada kalmıştır.
KİĞI KALESİ
Kiğı İlçesinin kuzeydoğusunda olup, Bizanslılar zamanından kalmıştır. Sağlam bir yapı olduğu ve asırlardan beri hayatiyetini devam ettirdiği görülür. Çevresinde bir çok bina olup bugün için terk edilmiş durumdadır.
YÜZEN ADA
Solhan ilçesi Hazarşah Köyü Aksakal Göl mezrasındaki ada, o yörede yaşayan halk tarafından keşfedilmiştir. Söz konusu ada şimdiye kadar görülmemiş bir tabiat olayına sahiptir. Bingöl-Solhan karayolundan 4,5 km. uzaklıktadır. Bingöl’ün turizmi doğa güzelliklerine dayanır. Yüzen ada tamamen doğaldır. Göl’ün üç tarafı dağlar ve tepelerle çevrilmiş düz arazi üzerinde bulunan krater göl konumundadır. Gölün şimdiki alanı 300 m²’nin üzerindedir. Gölün derinliği 50 metreden fazla olduğu sanılmaktadır. Göle devamlı akıntı olduğu tespit edilmiştir. Gölün altından ve kemerlerinden giren su, Gölün alt tarafından, Gölden daha aşağıda olan dereyi beslemektedir. ufak kaynaklar bu görüşü teyit etmektedir. Yaz ve kış aylarında su seviyesi aynı kalmaktadır. Su tatlı ve berrak olup, herhangi bir madensel tuz ihtiva etmemektedir. Balık yetiştirmek mümkündür. Golün ortasında hareket eden iki ada vardır. Adalar göl içinde bağımsızdır. Üstüne binildiği zaman sal gibi her tarafa ağır ağır hareket etmektedir. Adanın üzerinde 5 tane bodur ve dişbudak ağacı mevcuttur. Çevredeki bitkiler Gölün mevcut suyu ile beslenmektedir. Ada üzerinde bulunan ot köklerinin sarıcı olması nedeniyle toprak tamamen bitki kökleri ile kaynamış ve yapışmış durumdadır. Bu doğa harikasını mutlaka görmelisiniz…
GÜNEŞİN DOĞUŞU
İlimizin Karlıova ilçesinin 3250 m. yükseklikteki Bingöl dağlarının Kala tepesinden günesin doğusunu normal durumundan çok farklı seyretmek mümkündür. Her yıl 15 temmuz – 15 Ağustos tarihleri arasında en iyi şekilde seyredilebilir. Güneşin doğuşu çok değişik şekillerde normal halinden çok farklı heyecanlı ve oldukça korkunç sahneler yaratmaktadır.Dünyada tam anlamıyla Güneşin doğusu iki yerden izlenir. Birincisi İsviçre’nin Alp dağlarından, ikincisi Bingöl dağlarının Kala tepesinden seyredilir. Karlıova ilçesine kadar yol asfalt, dağın zirvesine kadar stabilize yoldur. Dağın altına kadar arabayla gidildikten sonra zirveye 25-30 dakika yaya çıkılır. Etrafta soğuk su kaynakları ve yeşillikler görülür. Güneş doğarken ilk etapta hafif bir kızartıyla belirir. Kızartı etrafta çok renkli güzellikler ve dekorlar yaratır. Daha sonra İnsana korku veren bir karartı seklini alır. Kızarıklıklar kor parçası haline gelir. Kor parçası içinde insan yüzünü andıran 3 büyük siyah leke belirir. Güneş karartı halinde yavaş yavaş açılmaya başlar. Ufukta görülerek oluşumunu tamamlamak üzere iken altın bir küre gibi görünmeye baslar. Döndükçe etrafa binlerce ışık saçar. İnsanoğlunun daha önce görmediği renkleri o anda görmek mümkündür. Gözlerde yaşarma, ışık saçma ve yanında seyredemem gibi durumlar olur. Bu görkemli doğa olayını anlatmada sözcükler bile yetersiz kalır. Bu anı kaçırmayın.
KAPLICALAR(Kös Kaplıcaları)
Bingöl-Karlıova karayolunun 20. km sinde olup yaz ve kış aylarında ulaşım sağlanabilmektedir. Kaplıcaların 1 moteli, 1 oteli, 1 pansiyonu ikisi kapalı olmak üzere 3 yüzme havuzu, lokantası, çay bahçesi, araç parkı bulunmaktadır. Yerli ve yabancılar burada dinlenmek, şifa bulmak için akın akın gelmektedir
KAYAK EVİ
Bingöl – Elazığ karayolu üzerinde yol çatı köyünde olup, Bingöl’e 22 km uzaklıktadır. Kayak Evi Bingöl Gençlik Spor il Müdürlüğüne bağlıdır. Bina iki katlı, kaloriferli ve 50 yatak kapasitelidir. Ayrıca lokantası, banyosu ve dinlenme yeri mevcuttur. Tele ski 44 askılıdır. Kayak arabası ve kayakla yürüyüş alanı mevcuttur. Pistin uzunluğu 950 m. olup 100 m. genişliğindedir. Her türlü kış sporlarına elverişli olup, kış sezonu boyunca halkın hizmetine açıktır.
CIR ŞELALESİ
Uzun dere köyünün adını aldığı derenin, Çir taşı adi verilen 100 m. yükseklikteki kayalığın ortasından geçen güzel görünümlü bir şelaledir. Su 50 m. yükseklikten alt tarafı kayalık olan dere yatağına düşerken güzel bir görünüm arz etmektedir. Ilıca bucağı merkezine 8 km. uzaklıkta olan şelaleye iki ayrı yoldan gidilmektedir. Çir taşının olduğu bölgede ayrıca kayalıklar ve mağaralar bulunmaktadır. Bu kayalıklarda daha çok yırtıcı kuşlar yaşar.
İÇMELER
Bingöl-Genç karayolunun 9.km. sindedir. Kış mevsimi hariç diğer mevsimlerde yerli ve yabancılar sabahtan aksama kadar su üzerinde büyük bir kalabalık oluşturmaktadır. Söz konusu suyun, kronik romatizma, kadın hastalıklarında ve böbrek taşlarını düşürmeye yaradığı tespit edilmiştir.
Bingöl,Bingölsohbet ,Bingöl sohbet odaları , Bingöl sohbet ,Bingöl sohbet odası , Bingöl tarihi, Bingöl turistlik yerleri ,Bingöl hakkında bilgi, Bingöl belediyesi , Bingöl ssk ,Bingöl devlet hastanesi ,Bingöl resmi web sitesi , Bingöl resim, Bingöl arkadaşlık sitesi
içel
21 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori il il Türkiye
Doğu Akdeniz sahilinde, önemli bir liman kenti olan İçel , palmiye ağaçlarıyla gölgelenen yolları, şehir parkı, modern otelleri, yakınlarındaki tarihi kalıntıları ve sayısız kumsalları gezenlere her türlü olanağı sağlamaktadır. Diğer taraftan Mersin, tarihte, Tarsuslu Aziz Paul adı ile ve Mark Antuan’ın Kleopatra’ya evlenme hediyesi olarak Alanya ile Mersin arasındaki toprakları vermesi ile hatırlanır.
Mersin kıyılarının yaklaşık 108 km.lik bölümünü doğal kumsallar oluşturmaktadır. Bu plajlar kumsallarının ince ve temiz oluşu ve sualtı avcılığına uygun oluşundan dolayı tercih edilmektedir. Kulakköy, Taşucu, Susanoğlu, Kuruçay, Lamas, Yemişkumu, Kız Kalesi, Çeşmeli, Ören, Balıkova, İskele, Yenikaş, Ovacık, Büyük Ecelive Anamur Plajları bunlardan bazılarıdır.Tarih ve arkeoloji tutkunları; Neolitik Dönemden itibaren günümüze kadar kesintisiz iskanın yaşandığı Viranşehir (Pompeipolis), Roma Dönemi’nde inşa edilmiş bir Roma kentidir. Hıristiyanlık Dönemi’nde papalık olmuş 525′de depremle yıkılmıştır. Nekropol (mezarlık) tiyatro, hamam, su yolları, tapınak kalıntıları mevcuttur. Eski Cami, Osmanlı Dönemine ait (1870) önemli bir yapıdır. Çeşitli dönemlerde restorasyona tabi tutulmuştur. Roma Hamamı, ilginç mozaikleri ile büyük ziyaretçi kitlelerini ağırlamaktadır.
Diyarbakır
21 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori il il Türkiye
DİYARBAKIR
GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü: 15.355 km²
Nüfus: 1.094.996 (1990)
İl Trafik No: 21
Isının 40-50 dereceye vardığı yaz günlerinin bunaltıcı sıcaklığından kurtulmak amacıyla gelişen düz damlı evleri ile tipik yöre mimarisinin günümüzde de yaşatıldığı Diyarbakır, uzun surları, Malabadi Köprüsüyle görülmesi gereken bir ildir.
İLÇELER:
Diyarbakır ilinin ilçeleri; Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş , Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro , Kocaköy , Kulp, Lice ve Silvan’dır.
Eğil: Zengin bir geçmişe sahip olan Eğil ilçesi tarih içinde de önemli bir yer işgal etmiştir. Asur Kalesi’nin adından da anlaşılabileceği gibi Asurluların da ötesine ulaşan bir geçmişi vardır.
Çermik: Diyarbakır’ın kuzeybatısında olan Çermik, kaplıcalarıyla tanınmış ünü tüm yurda yayılmış güzel ve yemyeşil bir ilçemizdir. Dünyanın her yanından insanlar şifa bulmak amacıyla bu kaplıcalara gelirler. İlçenin eski kalesi, Alaaddin Camii, Abdullah Paşa Medresesi Haburman Köprüsü efsanevi Gelin Dağı, Seyfullah Bey Hamamı ve Ali Dede Çeşmesi ilk anda görülmesi gereken ünlü yerlerindendir.
Hani: Diyarbakır’ın 90 km. kuzeydoğusunda Bingöl-Diyarbakır karayolu üzerinde dağlık bir yerleşim yeridir. Hani İlçesinde 13. yy.da yapıldığı sanılan Hatuniye Medresesi ve 15. yy.da yapılan Ulu Cami bir Selçuklu eseridir.
Kulp: Kulp, Diyarbakır’ın en uzak ilçesidir. Ürettiği nefis ballarıyla tanınan Kulp, Kâfurum Kalesi, Kanikan Mağaraları, Kale-i Ulya , Ciksi Kalesi, Büyük Kaya, İmamı Gazali Türbesi ve çok eski olduğu sanılan Bahemdan köyü gibi eski eserleriyle de geniş bir tarihi zenginliğe sahiptir.
Kocaköy : Kocaköy’ün ne zaman kurulduğu bilinmemektedir. İlçede birçok höyük ve mağara bulunmaktadır.
Lice: Diyarbakır’ın 95 km. kuzeyinde tarihi bir yerleşim merkezidir. Efsanesi dünyaca bilinen, çeşitli ülke ve şehirlerin sahip çıktığı Eshab – ül Kehf mağarasının asıl efsanede geçen Dakyonus şehri tüm özellikleriyle Diyarbakır’ın Lice ilçesi yakınındadır.
Silvan: Kuruluş tarihinin Diyarbakır kadar eski olan Meyyafarikin uygarlığının beşiği olan bir ilçedir. Dünyanın önemli eserlerinden Malabadi Köprüsü, Silvan Kalesi, Kulfa Kapısı ve çeşitli tarihi camilerin yer aldığı tepeden tırnağa tarihle doludur
NASIL GİDİLİR?
Karayolu: Diyarbakır’dan hemen hemen Türkiye’nin her yerine otobüs ile yolculuk mümkündür. Otogar şehir merkezindedir. Yolcular şehir içi minibüsleri ile taşınmaktadır.
Otogar Tel: (+90-412) 221 10 27
Havayolu: Havalimanı: Şehir merkezine uzaklığı 3km. dir . Her gün düzenli olarak Ankara ve İstanbul’a uçak seferleri bulunmaktadır.
Hava Limanı Tel: (+90-412) 228 84 01 – 228 84 02
DİYARBAKIR
Köprüler
Malabadi Köprüsü: Silvan ilçesi yakınlarında Batman çayı üzerindedir. Dünyadaki taş köprüler içinde kemeri en geniş olanıdır.
Cami ve Kiliseler
Tarihi ve mimari özellikleri ile muhteşem olan Ulu Cami, Nebi Cami ve Safa Cami Diyarbakır’ın en ünlü camilerdir. Selçuklu Sultanı Melik Şah tarafından yaptırılan Ulu Cami, orijinal dizaynı ve hem Bizans hem de daha eski mimari malzemeleri kullanması ile ilginç olup Türkiye’nin en eski camilerindendir.
Diyarbakır’ın 77 km doğusunda, Silvan’da 1185 yılında yapılmış, zarif görünümlü Ulu Cami, kemer kapıları ifade eden ince taş kabartmaları ile görülmeye değerdir.
Diyarbakır Cami ve Kiliseleri
Diyarbakır’ın önemli kiliseleri arasında Mart Thoma , Meryem Ana, Kırklar Kilisesi ve Mart Pityon Kilisesi sayılabilir. Meryem Ana Kilisesi, şehirde kalan az sayıdaki Süryani cemaati tarafından halen kullanılmaktadır.
Ulu Cami (Merkez): İslam dünyasında beşinci Harem-i Şerif olarak bilinmektedir. Diyarbakır İslam ordularınca fethedildikten sonra, ildeki en büyük Hıristiyan tapınağı Mar-Tama kilisesi, M.S. 639 yılında camiye çevrilmiştir. 1091′de Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah zamanında tamir ettirilmiştir. 1115 tarihinde meydana gelen deprem ve yangında büyük hasar gören cami, 1240 yılında halkın yardımıyla onarılmıştır. Avlusundaki şadırvanları, çeşitli devirlere ait kitabeleri yönünden büyük değer taşıyan bu ilk İslam yapısı, kara taşlarla inşa edilmiştir.
Anadolu’nun en eski camisi olan Ulu Cami, çevresindeki iki medrese ve diğer yapılarla anıtsal yapılar topluluğu olarak günümüzde de dikkat çekmektedir. Plan olarak 705-715 yıllarında inşa edilen Şam’daki Ümmiye ve Emevi camilerine benzemektedir.
Behram Paşa Cami (Merkez): 13. Osmanlı Valisi Behram Paşa tarafından yaptırılan cami, Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerindendir. Caminin çok süslü minberi bir sanat harikasıdır.
Şeyh Matar Cami (Merkez): Dört ayaklı minare ve cami, Akkoyunlu eseri olup 1500 yılında Sultan Kasım tarafından yaptırılmıştır. Minare yekpare taş sütun üzerinde dört köşeli olarak inşa edilmiştir. Sütunların üzerinde fırınlanmış ağaç kullanılması da minarenin özelliklerinden biridir. Bir inanışa göre yedi defa sütunların arasından geçenin dileği kabul edilirmiş.
Safa Cami (Merkez): 1532 yılında yapılan cami, Akkoyunlu eseridir. Eskiden bir kılıf içinde muhafaza edildiği söylenen minaresi oldukça zariftir.
Meryem Ana Kilisesi (Merkez): VI. yy.dan kalma olup, zamanla birçok onarım görmüştür. Bizans devrinden kalma mihrabı, Roma biçimi kapısı ilgi çekicidir. Kilisede bazı azizlerin türbesi bulunmaktadır. Süryani Kadim Yakubi mezhebine ait olan kilisede bazı azizlerin tasvirleri bulunmaktadır.
Hanlar, Kervansaraylar
Diyarbakır, Tarihi İpek Yolu’nun merkezlerinden olması sebebi ile önemli hanlara sahiptir. Deliller Hanı, Hasan Paşa, Çiftehan ve Yeni Han’da geçmişte olduğu gibi günümüzde de halı, kilim ve gümüş işleme satan dükkanlar bulunmaktadır.
Kervansaray
Mimarisi ve iç yapısı ile görülmesi gereken yerlerden biri olan Kervansaray, bugün restore edilerek otel haline getirilmiştir.
Kaplıcalar
Çermik Termal Turizm Merkezi
Yeri: Diyarbakır-Çermik ilçe merkezinin doğusunda yer alır.
Suyun Isısı: 48oC
PH Değeri: 6,3
Özellikleri: Bikarbonatlı, Klorürlü, Karbondioksitli, Hidrojen Sülfürlü ve kısmen radyoaktif bir bileşime sahiptir.
Yararlanma Şekilleri: İçme ve banyo kürleri
Tedavi Ettiği Hastalıklar: Romatizma, deri, solunum yolu, kadın, eklem ve kireçlenme gibi hastalıklara olumlu etki yapar.
Tarihi Diyarbakır Surları
DÜŞLERİN BEKÇİSİ SURLAR:
Diyarbakır denilince surlar gelir akla…Surlar denilince Diyarbakır…
Ve, Diyarbakır’da Sur demek; “taş”la, “düş”ün; “geçmiş”le “gelecek”in iç içe geçmesi demektir.
Derler ki dünyanın gelmiş geçmiş en uzun surları Çin Seddi’dir. İkincisi Antakya’da, üçüncüsü İstanbul’da, dördüncüsü Diyarbakır’dadır. Oysa onların çoğu Diyarbakır Surlarının gölgesinde kalır. Diyarbakır surların diğerlerinde olmayan bir çok üstünlüğü vardır. Çünkü o surların hiçbiri bu denli yüksek ve heybetli değildir; hiç biri yazıtları ve burçlarıyla bu denli zengin ve görkemli değildir.
Surlar yüzyıllar boyunca Diyarbakır’a kanat germiş, onu çepeçevre sarmış-sarmalamış, koruması altına almıştır. Geçmişin geleceğe aktarılmasını sağlamıştır. Tarihi geleceğe bağlayan “açık hava müzesi” dir adeta.
Üzerinde yükseldiği bazalt platonun şekline kurulmuş olan ve tepeden bakıldığında bir kalkan balığına benzeyen Dışkale, çağlar boyunca yönetim merkezi olarak işlev üstlenen İçkale ile ahenkli bir biçimde oluşturur. Günümüze ulaşan Diyarbakır surlarının uzunluğu yaklaşık olarak 5.5 km’dir ve 1700’e ve 1300 metrelik bir alanı kuşatır. Surlar üzerindeki 82 burç bedenleri birbirine; dört ana kapı ise eski Diyarbakır’ı dünyanın dört bir yanına bağlar.
İçkale’ye eklenerek genişleyen Dışkale surlarına ilk taşların 346-349 yıllarında Roma İmparatoru II.Constantinus döneminde konulduğu tahmin ediliyor. Daha sonra bölgeye egemen olan Bizanslı, Abbasili, Mervanlı, Selçuklu, Artuklu, İnallı, Nisanlı, Eyyübi, Akkoyunlu ve Osmanlılar; Romalıların koyduğu taşların üzerine yeni “taşlar” koymuşlarsa da, kültürlerin birbirinin üzerinde yükselmesi Diyarbakır surlarının temel mimari karekterini bozmamıştır. Ancak her kültür, surlara kendi kimliğini nakşetmeyi ihmal etmemiştir. Özellikle burçlar üzerinde yer alan değişik dillerdeki yapım ve onarım belgeleri olan yazıtlar ve güneş, yıldız, çift başlı kartal, aslan, kaplan, boğa, at, akrep gibi evrenden ve doğadan öykünülen kabartma motifler ve kültürlerin “düş”lerinin “taş”lara nakşedilmesidir.
Surları savunmanın bir nesnesi olarak yükselirken; yazıtlar ve motifler ise, bu kültürlerin kimliklerini ve sanatsal düzeylerini bir mesaj olarak çağlar ötesine taşıyan ve “kimlik kartı” sayabileceğimiz birer simgedir. Adeta silahın yada savunma gücünün önüne geçerler.
“Surlar üzerindeki kabartmalar, burçların mimari biçimi başlı başına ayrı bir konudur. Savunma kadar belki de savunmadan önce, güzel görünüm birinci planda gelmektedir.”
Prof.Dr. Metin SÖZEN.
Sur duvarları yaklaşık 10-12 metre yükseklikte, 3-5 metre genişliktedir. Bugün ayakta kalan sur duvarlarının ön kısmında bazalttan yapılmış bir duvarın ve bu iki duvarın arasında bir hendeğin olduğu kayıtlardan bilinmektedir. Ve de bu yapıların izleri günümüzde Fiskaya ve Mardinkapı’da görülmektedir. 1930’lu yıllarda sur içindeki kentin “hava alması” için surların yıkılması yönünde bir görüş oluşur. Kent valisi surları birkaç noktadan yıkmaya çalışır. 1932 yılının Nisan ve Mayıs aylarında Diyarbakır’ı ziyaret eden arkeolog Prof.Dr. Albert Louis Gabriel’in ve kent aydınlarının ısrarlı çabaları sonucu surların yıkımı engellenir. En az surların yapımı ve onarımını üstlenenler kadar adı şükranla anılması gereken Prof.Dr. Albert Louis Gabriel, bu yıkımın önüne geçebilmek amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı’na bir raporla başvurmuştur.
Diyarbekir’in müstahkem suru , tarihi ve arkeologya noktasından olağanüstü bir öneme haizdir. Sadece inşaatındaki teknik ve teşkilatının tespitinde gösterilmiş ustalık değil, fakat kitabelerinin olağan üstü zenginliği itibariyle de Türkiye tarihinin canlı bir sahifesi gibidir. Halbuki herkesçe bilindiği üzere, yerel makamlar bunun dinamitle yıkılmasına karar vermiş ve bu kararın uygulamasına başlamışlardır…” Prof.Dr. Albert Louis Gabriel
20. yüzyılın son çeyreğinde ise, köyden kente göçün ve kentlerde kurulmaya başlayan plansız yeni yaşam biçiminin bir sonucu olarak ortaya çıkan çarpık kentleşme , pek çok kültürel varlığı gibi Diyarbakır surlarında da büyük bir tahribata yol açmıştır.
“Diyarbakır Surları tarihin bize mirası ve emanetidir. Bu kültürel değeri, insanlığın ortak kültür mirasını korumak hepimizin görevi olmalıdır.” Prof.dr.Halil Değertekin
Zaman içinde insan ve doğanın yol açtığı her türlü tahribata karşı direnmeye çalışan Diyarbakır surları için; Diyarbakır Valiliği, Büyükşehir Belediyesi ve ÇEKÜL Vakfı’nın imzaladığı bir protokol ile “koruma projesi” hazırlanır.
BURÇLAR:
Bedenler arasında yer alan 82 Burcun çoğu silindir biçimindedir; bazıları ise dört yada altı köşelidir. Ben u Sen ile Dicle Vadisi’ne bakan ve savunması kolay olan cephelerdeki burçlar daha çok dört köşeli ve seyrektir. Dağ Kapı ve Urfa Kapı arasında kalan ve düşman saldırılarına daha açık olan bölgedeki burçlar ise yuvarlak ve daha sıktır. Bu bölgedeki burçlar, takviye duvarlarıyla daha da sağlamlaştırılmıştır. Artuklu döneminde yapılan burçlar büyüklükleri ve işlemeleriyle diğerlerinden ayrılır.
Burçlar genellikle iki katlı, bazıları ise üç-dört katlıdır. Ve alt katları depo ve ambar olarak , üst katları ise askeri amaçlarla kullanılmıştır. 82 burç arasında büyüklükleri ve işlemeleri nedeniyle Ulu Beden (Evli Beden/ Ben u Sen)Yedi Kardeş, Keçi Nur, Fındık, Mervani, Kral Kızı, Akrep Burçları daha çok bilinirler.
Ulu Beden Burcu (Evli Beden/ Ben u Sen Burcu) ve Yedi Kardeş Burcu:
Surların güney bölümünde yer alır. 1208 yılında, Artuklu hükümdarı Melik Salih adına Mimar Caferoğlu İbrahim tarafından yapılmıştır. Silindirik yapısı, onu sarmalayan kitabesi ve çift başlı kartal, kanatlı aslan kabartmalarıyla oldukça heybetli bir burç olan Ulu Beden ve Yedi Kardeş Burçları plan ve bezemeleriyle birbirine benzer… Nasıl benzemesin ki?
Efsaneye göre zamanın hükümdarı bir yarışma düzenler; bu iki burcun yükseldiği yerde, planlarını da kendisinin çizdiği, çok sağlam ve çok yüksek iki ayrı burç yapılmasını buyurur. Kentte bu işin üstesinden gelecek iki kişi vardır. Bunlardan biri usta diğeri de onun kalfasıdır. Ustanın düşü ustalığını bir kez daha göstermek; kalfanın düşü ise ustasını geçmektir. Usta Yedi Kardeş’ler Burcu’nu, kalfa ise Ulu Beden Burcu’nu yapar. İş bitiminde hükümdar kalfanın burcunu daha çok beğenir. Buna çok üzülen usta kendini aşağıya atar…
Başka bir değişle, bu iki burç bir “düş”ün bittiği yerdir.
Bir başka efsaneye göre ise, düşmanlar Diyarbakır’ı kuşatmış, günler süren çatışmalardan sonra yedi kardeşin savunduğu burç dışında tüm kent düşmüştür. Düşman Kral, uzlaşmak üzere kardeşlere bir elçi yollar. Yedi kardeşler elçiye teslim olma koşullarını bildirirler. Burcu teslim almaya bizzat kral ve komutanlar gelecek ve teslim olduklarında yedi kardeşin canları bağışlanacaktır. Kral koşulları kabul eder ve komutanlarıyla birlikte burca girer. Ancak girer girmez bir patlama olur. Yedi kardeşler barut deposunu havaya uçurmuşlardır. Patlamayla birlikte kral, komutanlar ve yedi kardeş ölüd. Kert kurtulmuştur. ..
KEÇİ BURCU:
Mardin Kapısı’nın doğusunda, yontulmuş kaya kütlesinin üzerinde yer alır. Surlardaki burçların en eski ve en büyüyüdür. Yapım tarihi tam olarak bulunmayan burcun üzerinde, 1223 yılında Mervanoğlu tarafından onarıldığını belirten bir yazıt yer almaktadır. 11 kemerli bu burcun bir dönem tapınak olarak kullanıldığı sanılmaktadır.
NUR BURCU:
Yedi Kardeş Burcu’nun bitişindedir. Selçuklu döneminin en güzel eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. 1268 yılında Selçuklu Hükümdarı Melikşah tarafından yaptırılmıştır. Duvarlarında kabartma halinde koşan at, aslan, geyik ve kadın figürleri işlenmiştir. Burada islam ikonografisinde ender görülen “çıplak kadın” kabartması ayrıca dikat çekicidir.
TAŞLARA İMZA ATMAK
YAZITLAR:
Diyarbakır surları, zaman içinde kentte var olan halklara ait kültürlerin bir toplamı gibidir. Her toplum taş, yazıt ve figürlerle adeta yapılara imzasını atar. Ancak, zaman içinde oluşan yıkımlar ve yeniden inşa faaliyetleri, bu belgelerin yok olmasına, yer değiştirilmesine yada eksilmesine yol açmış…
Yazıtlar, genel anlamda kenti imar eden önderleri öven, eseri yapan ustayı belirten sözcüklerden oluşur. Figürlerin ise, döneme ait inançları sembolize ettiği söylenebilir. Roma ve bizans dönemlerine ait yazıt ve figürler, daha çok Dağ Kapı’da toplanmıştır. Dağ Kapı’daki Latince yazıtın okunabilen kısmında şu sözler yazılmıştır.
“Yenilmez imparator, yiğit Velantitianus ile Grantianus’un sürekli önderliği altında ve onlar zafere koşarken (…) onların dindar yönetimiyle devlet temelinde kuruldu”
Abbasiler dönemine ait yazıtlara daha çok Mardin Kapı ve Dağ Kapı civarında rastlanıyor. Bu yazıtlardan birinde, Anadolu’nun bilinen ilk mühendislerinden söz edilir. :
“Allah adıyla başlarım. Müslümanların emiri imam Cafer el-Muktedir Billah’ın emriyle Cercera’lı İshak oğlu Yahya’nın yönetiminde ve mühendis Cemil oğlu Amid’li Amhed’in gözetiminde yapıldı.”
Mervani’ler döneminde ise Diyarbakır büyük bir imar hareketine sahne olur. Mervaniler genellikle köprü yapımına ve surların onarımına önem verirler. Bu dönemde halk bolluk içinde rahat yaşar, Diyarbakır önemli bir bilim ve kültür kenti haline gelir. Surlar’ın pek çok yerinde Mervanilerin onarım yazıtları ile karşılaşılır. Dağ Kapı üstündeki Mervani Mescidi bugün “Sanat Galerisi” olarak hizmet veriyor. Kapının iç kısmındaki yazıtın başlangıcında şunlar yazar:
“Allah’ın mescitlerini, ancak Allaha ve ahiret gününe inanan, namaz kılan, zekat veren ve Allahtan başkasından kokmayanlar doldurur…”
Büyük Selçuklular Dönemi’nden kalan yazıtlar ise, Selçuklu Burcu, Melikşah (Nur) Burcu, Fındik Burcu gibi burçlarda ve Ulucami’de görülür. Süslü (Kufi) yazı ile (ağaç şeklinde yazma) oluşturulan bu Selçuklu yazıtları, Türkiye sanat tarihi bakımından eşsiz bir değer taşır. Bu alıntı da Selçuk’lu yazıtlarından;
“Büyük Sultan, şahların şahı, Allah’ın ülkesinin sultanı ve sahibi, Allah’ın halifesinin yardımcısı; dinin, dünyanın, devletin büyüğü, milletin güzelliği Alparslan oğlu Ebu’l-feth Melikşah kendi malından yapılmasını emretti.”
Diyarbakır Artuklu’lar döneminde de daha aktif ve canlı bir kentsel hayata kavuşur. Artuklular bir yandan surları onarır, diğer yandan da kenti cami, saray ve medreselerle donatır. Ancak Artuklu Türkleri tarafından gerçekleştirilen “Evli Beden ve “Yedi Kardeş” burçları savunma mimarisi tarihine eşsiz birer katkıdır; yazıtları kadar figürleri de Artuklu yaratıcısı dünyanın izlerini taşır. Bu mimarlık eserlerinin tasarımını Artuklu Sultanı Melik Salih Mahmud yapmış, yapımı ise mimarlar arasındaki yarışma ile gerçekleştirilmiştir.
Yedi Kardeş Evli Beden, Urfa Kapı, İçkale surları gibi pek çok yerde Artuklu yazıtları karşımıza çıkar. Bu yazıtlardan birinde şöyle denmektedir;
“Yapılmasını efendimiz, bilgin, adil ve mücahid kral, muzaffer ve güçlü insan, dinin ve dünyanın yardımcısı, İslam’ın ve Müslümanların sultanı Sultan Melik Salih emretmiştir.”
Eyyübiler döneminde de Diyarbakır Surları çok ciddi bir onarım görür. Bugün “Hindibaba Kapısı” ile “Dağ Kapı” arasında kalan burç ve bedenlerde Eyyübi’lere ait yazıtlara da rastlanır. .
“Eyyüpoğlu Ebubekir’in yükseklikler sahibi Sultan Melik Kamiloğlu, Müslümanların ve İslamın Padişahı, din ve dünyanın yıldızı Ebu’l-fet Eyüp Melik Salih Sultan Efendimiz aziz olsun”
FİGÜRLER:
Diyarbakır Surlarını zenginleştiren figürler, ayrıntılı bilimsel çalışmalar ve yorumları bekliyor. Bu sembolik anlatımların dönemin inanç ve kültürlerini yansıttığı söylenebilir. Söz konusu figürlerin büyük kısmı ise, Selçuklu-Artuklu dönemlerine ait. Anadolu’ya gelirken İslamiyet’le tanışan Türk boylarının inançlarında Şamanizm’in izleri görülür. Bu nedenle Diyarbakır Surları’nda görülen figürlü kabartmalar, Avrasya figür sanatı ile İslam, İkonografisinin karışımı olarak yorumlanabilir. Yine de bu gizemli figürler dünyasının yeni araştırmalara kaynaklık etmesi bekleniyor.
DİYARBAKIR’I TEHLİKELERDEN KORUYAN DÖRT KAPI
“Böyle bir kentin kapılarından içeri girerken, insan ister istemez geçmişle bağlantı kurmakta; uzun bir yaşanmışlığın tortularını, kalıntılarını aramaktadır” Metin Sözen
Diyarbakır surlarında, gerek İçkale gerekse de Dışkale üzerinde dört ana kapı bulunmaktadır. Bu kapılar, kentin dış dünyayla bağlantısını sağlamak kadar, onu dışarıdan gelecek her türlü tehlikelere karşı da korumak amacıyla yapılan DAĞ KAPI, MARDİN KAPI, YENİ KAPI ve URFA KAPI’larıdır. Bu kapılar sadece askeri öneme sahip bir kenti değil, Kuzey Mezopotamya’nın en önemli ticaret merkezlerinden biri olan Diyarbakır’a giriş ve çıkışların kontrol altında tutulmasının da birer aracı olmuştur. Geçen yüzyılın başlarına kadar Sur kapıları güneşin doğuşu ile açılır, güneşin batışı ile kapanırmış. Kapılar kapanınca kimse ne içeri girebiliyor nede dışarı çıkabiliyormuş. 1853 yılında Diyarbakır’ı ziyaret eden gezgin H.Petermann’ın anılarında; güneş battıktan sonra Diyarbakır’a ulaştığı, kapıların kapalı olması nedeniyle sur dışında sabaha kadar beklemek zorunda kaldığı yazılıdır.
KUZEY’DE: DAĞ KAPI (Harput Kapısı)
İki silindirik burç arasında yer alır. Kapının üzerinde Roma İmparatoruValentininaus’un Latince, Bizans İmparatoru II.Teodosius’un Grekçe kitabelerinin yanı sıra Abbasi ve Mervani dönemlerine ait onarım kitabeleri yer almaktadır. Giriş iki katlıdır ve giriş katta Mervani dönemine ait bir mescit vardır. Günümüz Devlet Güzel Sanatlar Galerisi olarak kullanılmaktadır.
GÜNEY’DE: MARDİN KAPISI (Bab-el Tel /Tepe Kapısı)
Halife Murtezid Billah’ın Amid’i fethinden sonra asilerin barınak olarak kullanılmasını önlemek amacıyla surların güney tarafında yıktırdığı bölümde yer alır. Kapı üzerindeki kitabeye göre, 909-910 tarihlerinde Halife Muktedir Billah ve veziri Ali bin Muhammed’in yardımlarıyla , Cerceralı İshak oğlu Yahya’nın idaresinde Cemil oğlu Amid’li mühendis Ahmed’in marifetiyle onarılmıştır.
DOĞU’DA:YENİ KAPI (Dicle Kapısı yada Su Kapısı)
Basık kemerli ve tek girişli olan bu kapı, kenti; “Su”ya, yani Dicle’ya bağlar. Ulucami’nin Hanefiler bölümünde yer alan 1240-1241 tarihli kitabede “Su Kapısı” olarak anılır. Geçirdiği onarımlara rağmen Bizans dönemi yapısı olma karekterini korumuştur.
BATI’DA: URFA KAPISI (Rum Kapısı)
Üç girişlidir. Kuzey tarafta yer alan girişin kentle, güneydekinin ise Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi ile bağlantılı olduğu söylenir. Kuzey girişi 5.yüzyıla tarihlenmektedir. Kapı üzerinde yer alan bir kitabeye göre, Artuklu döneminde hükümdar Sultan Mehmet tarafından onarılmış ve üzerinde stilize edilmiş insan ve hayvan figürleri bulunan demir kapı kanatları eklenmiştir. Diğerlerinden daha farklı ve büyük olan ortadaki kapının ise Osmanlı döneminde “Saltanat” yada “Humayun” kapısı olarak işlev gördüğü, padişahın sefer zamanlarında açılıp sonrasında örüldüğü söylenmektedir.
Diyarbakır Tarihi
Taşlar ve Düşler Kenti DİYARBAKIR
Diyarbakır “Taşlar” la “Düşler”in Toplamıdır
“Bir zamanlar Karacadağ’ın Tepesi’nde, dağ büyüklüğünde bir ejderha yaşarmış. Ejderhanın ağzından çıkan alevler kasıp kavururmuş ortalığı. Günün birinde bir zincir şakırtısı duyulmuş. Zincir dağın içine inerek ejderhayı boynundan yakalamış ve göklere çekmiş. Halk böylece kurtulmuş bu ateş saçan ejderhadan…
Derler ki; Karacadağ’ın taşları işte o ejderhanın ağzından çıkan alevler nedeniyle yanmış, kararmıştır…”
Diyarbakır “taşlar”ın kentidir,
Diyarbakır “düşler”in kentidir… Diyarbakır “taşlar”ın “düşler”le buluştuğu yerdir.
Yüzbinlerce yıl önce Karacadağ gibi volkanik dağların kraterlerinden püsküren lavların, yüzbinlerce yıl sonraya armağanıdır Diyarbakır…
Diyarbakır “taşlar”ın başında “bazalt” gelir…Yerkürenin derinliklerinden günyüzüne püsküren lavlar “bazalt”laşırken yüzeyde ya da derinde oluşuna ve çabuk ya da soğumasına bağlı olarak gözenekli veya gözeneksiz olurlar. Diyarbakır’da bazaltın gözeneksiz olanına “erkek taş” gözeneklisine ise “dişi taş” denilir. Gözenekli dişi taşın işlenmesi o denli kolaysa, gözeneksiz erkek taşın işlenmesi de o denli zordur. Gel gör ki, bu iki taş da Diyarbakır mimarisine can verir, ruh katar…
“Erkek taş” azdır; yapıların özellikle söve , lento, sütun, başlık, havuz, pencere, kapı gibi yük binen bölümlerinde kullanılır. Kemerler onunla direnir…
Yazıtlar onunla dile gelir… Ustaların hüneri taşın sertliğini unutturur. Ne denli zor işlenirse de, estetiğinin kalıcılığını onu Diyarbakır yapılarının bir vazgeçilmezi yapmıştır…
“Dişi taş” “erkek taş”ın yandaşıdır. “Erkek taşı”ın yanı başındadır her daim. Birbirlerini tamamlarlar; tıpkı yaşamda erkeğin kadını, kadının erkeği tamamlaması gibi… Taşı sıradan olmaktan çıkaran ise, ustanın “düş”ü ve elindeki murcu, madırgası ve tarağıdır. Taşın böğrüne her bir iniş-kalkış ustanın düşüne biraz daha yaklaşmasıdır…
Taşların düşlerle buluştuğu yerdir Diyarbakır…Taşlarla düşlerin toplamıdır….
Taşların ve düşlerin kenti olan Diyarbakır, gizemli duruşunun arkasında tarihin büyük adımlarını saklar. Bu sadece Anadolu tarihinin değil, insanlık tarihinin büyük adımlarıdır. Kesintisiz, sürekli ve görkemli…
DİCLE :BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ
Düşünmeyi becerebildiğinden bu yana insanoğlunun en büyük sorusu ortak bir merakımızı ifade eder. “Önce ne vardı?”
Değişik kültürler bu soruya benzer yanıtlar vermeye çalıştılar. Efsaneler ve inançlar, bu meraka yönelik çeşitli çözümler ürettiler. Eğer bir başlangıç aranıyorsa ve bilgi ile henüz keşfedilmemiş ise Anadolu kültürlerinin bugünde yaşayan yalın anlatımı girer devreye. Böylesi bir durumda Anadolu insanı “Bir varmış, bir yokmuş” diye başlarlar söze. Bu söz, hem gerçeğin hem de düşlerin yolunu açar bize…
Yaratılış efsaneler birbirine benzer. Yunan kaynaklı batı anlatımları, “önce kaos vardı” diye söze başlar ve ilk varlık olarak toprağı öne çıkartır. Doğulu anlatımlar ise, “önce su vardı” diye söze girer ve toprağı suların içinden yaratır… Başlangıç sıralamaları ne olursa olsun, su, toprak ve hava varoluşun ilk üç temel maddesidir. İnsanoğlu bu önceliklerini, ilk tanrılarını anlatırken de kullanır.
Diyarbakır’ı anlamak/anlatmak için de söze “Bir varmış, bir yokmuş” diye başlamak yanlış olmaz. Ama “Diyarbakır’dan önce ne vardı?” diye sorgulayacak olursak, cümleyi tamamlamak gerekecektir. : “Bir varmış bir yokmuş… Dicle diye bir nehir varmış; azgın, deli ve bereketli.”
Dicle, 1900 km uzunluğunda bir su yolculuğunu ifade eder. Maden suyu adıyla Elazığ’ın Maden ilçesi yakınlarından doğar ve çeşitli su kollarının katılımı ile büyüyerek Basra Körfezinde kardeşi Fırat ile iyice yakınlaşarak denize akar. Dicle’nin 523 km’si Türkiye toprakları içinde kalır.
Dicle tek başına akıp giden değil, kardeşi de olan ve onunla birlikte anılan bir nehir! Onun milyonlarca yıllık öyküsü hep Fırat’la birlikte anılmıştır. Dicle ile Fırat’ın bu uzun yolculuğu sadece sıradan bir su yolculuğu değildir. Bu iki kardeşin birlikteliği, kutsal kitaplarda başlayan bir yol arkadaşlığı, insan oğluna uygarlık kapılarını açan bir “kültür yolu”dur. İnsanoğlu ilk bereketi, ilk hasadı, ilk kentleri, ilk tapınakları ve ilk yazıyı bu iki nehir arasında var etti. Bu iki nehir arasına, her kültür kendi özel diliyle ama saygıyla yaklaştı. Uygarlıkların bu olağanüstü başlangıç noktasına, ortaklaşa Mezopotamya (İki nehir arası) adını verdik. Zaman içinde de Mezopotamya kavramı, bir bölge olmanın ötesine geçti ve uygarlığın başlangıcı ile eş anlamlı hale geldi. Dicle Mezopotamya’dır; Dicle Uygarlıktır. Geçtiği, gezdiği bütün coğrafyalara sadece bereketi değil, uygarlığı da taşır. Sadece Mezopotamya’yı Anadolu’ya, Anadolu’yu Mezopotamya’ya bağlamakla kalmaz; Doğu’u Batı’ya Batı’yı da Doğuya bağlar.
Dicle, aynı zamanda bir düşler imparatorluğudur. Geçtiği coğrafyaların toprağı gibi edebiyatına, sanatına, folkluruna, , efsanelerine de bereket taşıyan bir düş ve düşünce suyudur. Dicle’nin bereket yaratan suları kadar, azgın ve yırtıcı akışı da derin izler bırakmıştır. Yunan mitolojisine göre, Asyalı Nympha kaplana dönüşmüş olan Dionysos’tan çıkarken bir ırmağın kenarına gelir. Ancak ırmağı geçebilmek için Dionysos’un kollarına sığınmak zorunda kalır ve ondan gebe kalır. Doğan çocuğa, sonradan Med soyuna adını verecek olan Medos adı verilir. Dionysos ve Nympha’nın birlikte geçtiği ırmağa ise Tigris (Kaplan) adı verilir. Bu mitos, Dicle Irmağı’nın Batı dillerindeki adını yaratır. Anadolu insanı düşler dünyasına bir başka Dicle söylencesini daha katar. O’nun bereket ile dehşet arasındaki varlığına “adalet” duygusunu ekler. Yöre halkının inanışına göre, Dicle’nin kaynağından Basra Körfezine ulaşan yol haritası Danyal Peygamber tarafından çizilmiştir. Allah, Danyal Peygambere bu görevi verdiğinde onu şöyle uyarır:
“Elinde asa ile suyun çıktığı mağaranın ağzından başlayarak bir çizgi çiz, su arkandan gelecek. Ancak yetimlerin, dul kadınların, fakirlerin vakıfların malına ve mülküne yetiştiğin zaman güzergahını değiştir ki, su bunlara zarar vermesin.”
Dicle’nin akış güzergahındaki ziksakları, mendereslerin, yer değiştirmelerin yöre halkınca yorumu böyledir. Dicle dehşetli bir sudur ama aynı anda adildir de… Bereketin ve uygarlığın kalıcılığı adil olmasından geçer… Bu deli ve hırçın su, Diyarbakır önünde bereketini ve adaletini kanıtlamak istercesine geniş bir deltaya yayılır. Sanki Diyarbakır etrafında oyalanmak istercesine yavaşlar. Diyarbakır’da üzerine yerleşmiş olduğu lav sahanlığından onun bereketini ve adaletini taşıyışını seyretmeye doyamaz.
Dicle ile Diyarbakır birbirine yakışan iki aşık gibidir. İkisi de birbirini besleyen, güzelleştiren iki aşık… Bu yüzden Diyarbakır hep bir “Dicle Başkenti” olarak anılır. Taşlarla yaratılmış, taşlarla var edilmiş bir kültür başkentine, Diyarbakıra, gerçeklerden ve düşlerden örülmüş bir deli su , Dicle eşlik eder.
Bu aşk, aynı anda, binlerce yıllık bir vefadır.
MEZOPOTAMYA’NIN KİLİDİ: DİYARBAKIR
Dicle ve Fırat adlı bu iki kardeş nehir, milyonlarca yıl geçtikleri dağlardan ve ovalardan kopardıkları tonlarca bereketli toprağı Basra Körfezi’ni yığar. İlk uygarlıklar bu bereket birikiminin etrafında ve bu iki nehrin arasında kalan Mezopotamya’da oluşmaya başlar.
Kendisine başlangıç izleri arayan insanoğlu, Mezopotamya denilen toprak üzerinde gerçekleştirdiği inanılmaz değişimi bugün artık biliyor. Arkeoloji dünyası Mezopotamya’yı, diğer bir değişle, başlangıç izlerini genişletiyor. Yeni bilimsel vurgular ve veriler, daha kuzeydeki başka “başlangıç noktaları”na işaret ediyor.
Günümüzde beş bin yıl öncesine ait Sümer ve Akad metinlerinde “Subartu” adlı bir bölgeden söz edilir. Subartu, Dicle ile Fırat arasındaki bölgenin adıdır ve tıpkı Mezopotamya gibi “Irmaklar arası” anlamına gelir. Buraya yerleşmiş halka da “Subaru” denilir. Yukarı Dicle boylarının ilk medeni halkı Subaru’lardan sayılan Hurrilerdir.
Dicle’nin doğduğu topraklar bereket sunmadan, çevresindeki insanlara uygarlığın zemini kurmadan , nimetlerini onlarla paylaşmadan aşağılara akıp gitmesi de adil değil. Nitekim bilim ve kültür çevreleri Mezopotamya bereketinin yayıldığı bu toprakları “Bereketli Hilal” olarak nitelendiriyorlar. Güneydoğu Anadolu Bölgesi “Berekteli Hilal”ın karnı ve iki ucu arasında kalan büyük ve geniş bir coğrafyadır. Bu toprakların önemli bir kent olarak Diyarbakır, bir anlamda Mezopotamya’nın kuzeyde yer alan kilididir.
ÇAYÖNÜ:
Diyarbakır çevresinde yapılan araştırmalar, bölgedeki uygarlık izlerinin Orta Paleolitik Döneme kadar uzandığını gösteriyor. Diyarbakır’ın Ergani ilçesi yakınlarındaki Çayönü Tepesi’nde insanlığın aradığı başlangıç izlerinden birini sunuyor. Bu nedenle de arkeoloji dünyasının ortak noktalarından birini oluşturuyor.
İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. Halet Çambel ile Chicago Üniversitesi’nden Prof.Robert J.Braidwwod’un başlattığı kazılar arkeoloji dünyasında heyecan verici sonuçlar ortaya çıkarttı.
Çayönü kazıları, Yakın-Doğu’nun en büyük Neolotik topluluklarından birini ortaya çıkardı. Her türlü bilimsel tespitlerden geçmiş bulgulara göre, Çayönü bizi, 9.500 yıl önceki yaşamla tanıştırıyor. Avcılık ve toplayıcılık dönemini geride bırakmaya çalışan insanoğlunun üretici ve yerleşik döneme geçişini belgeliyor. Çeşitli evreler halinde ortaya çıkan bulgulardan öğrendiğimize göre, Çayönü sakinleri “bitki yetiştirmeyi ve hayvan beslemeyi” biliyor, belli bir plan anlayışına ve yapı tekniğine göre gerçekleştirilmiş evlerde oturuyorlardı. Ele geçen aletler arasında, obsidyen ve kemik aletler, renkli taşlar ve bakırın işlenmesinden elde edilen iğne gibi çeşitli objeler vardır. Çayönü sakinlerinin buğdayın ilkel türünü yetiştirdiklerini; koyun, keçi, domuz ve köpeği evcilleştirdiklerini; obsidyenden yontma taş aletler yaptıklarını, aşındırma yöntemi ile bazalttan çeşitli öğütücü ve ezici aletler geliştirdiklerini biliyoruz.
M.Ö. 7250-6750 tarihleri arasında yerleştirilen ilk köy kuruluşları ortaya çıkartılan yapı tipleri de çeşitlilik gösteriyor. Yuvarlak planı kulübe yapılar, ızgara planlı yapılar, kanallı yapılar ve hücre planlı yapılar. Bu yapılarda; taş temeller, oda, mutfak, depo, kiler, atölye, meydan ve mezarlık gibi giderek özelleşen mekanların oluştuğu da görülüyor.
Bilim çevrelerinin tespitlerine göre, Çayönü yalnız Anadolu değil bütün Güneybatı Asya ve Eski Dünya’da günümüzden 9 bin yıl önce ortaya çıkan “İlk karma besin ekonomisini gerçekleştirilen insan topluluklarının yaşadığı yer olarak kabul edilir. Geliştirdikleri özgün mimari kadar, kullandıkları aletler, hem bir ekonomik hayattan hemde bir kültürel çevreden söz edilmesine kaynak olmaktadır.
Diyarbakır,Diyarbakırsohbet ,Diyarbakır sohbet ,Diyarbakır sohbet odaları, Diyarbakır sohbet odası ,Diyarbakır chat, Diyarbakır çet, Diyarbakır arakdaşlık sitesi ,Diyarbakır ssk ,Diyarbakır devlet hastanesi, Diyarbakır resimleri ,Diyarbakır bbelediyesi ,tarihi
Gaziantep
21 Temmuz 2009 Yazan admin
Kategori il il Türkiye
GAZİANTEP ADININ KÖKENİ
İlk Arap Coğraafyacılarının eserlerinde Dülük adı sık geçerse de Antep (Ayıntap) adının Araplarca buraya verildiği söylenebilir. XIII.yy Müelliflerinden Yakut-el Hamevi”nin ifadesine göre “Aynütap” sağlam kale olup Dülük adıyla anılmaktaydı. Bu ad muhtemelen Haçlı seferleri öncesinde yaygınlık kazanmıştır. Haçlı seferleriyle ilgili Vekayi namelerde Hamtap, Ermeni kaynaklarında Anthoph, diğer bazı kaynaklarda ise Hantap, Entap, Hatap gibi adlandırmalara rastlanır.
GAZİANTEP TARİHİ










I. Dünya Savaşından sonra ilk olarak 17 Aralık 1918 de İngilizler şehre girdiler. Yaklaşık Bir yıl süren işgalin ardından Fransızlar ile yaptıkları anlaşma gereği burayı Fransızlara terk ettiler.(5 Kasım 1919)Gerek Fransızların gerekse onlarla hareket eden Ermenilerin baskı ve zulümleri halkın direnişine yol açtı. Antep-Kilis hattında Şahinbey liderliğinde işgale karşı büyük bir savunma başladı. Şahin Bey in şehit edilmesinden sonra bu defa Antep çatışmalara sahne oldu. Antep halkı 1 Nisan 1920 den 7 Şubat 1921 e kadar Fransız kuvvetlerine karşı büyük bir direniş gösterdi. Daha sonra direniş kırıldı,ve Türk Askerleri geri çekilmek zorunda kaldı. Böylece Fransızlar 9 Şubat 1921 de şehre hakim oldular. Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi gücüyle işgale 10 ay dayanan ve düşmana geçit vermeyen Antep”e 6 Şubat 1921 de Gazilik unvanı verdi. Böylece şehir Gaziantep adıyla anılmaya başladı. Fransızlar Ankara Antlaşmasının ardından 25 Aralık 1921 de şehri boşalttılar ve Gaziantep iki yıl süren işgalden kurtulmuş oldu.
Gaziantep,Gaziantep sohbet ,Gaziantep sohbet odası, Gaziantep chat, Gaziantep çet ,Gaziantep arkadaşlık sitesi ,Gaziantep resmi web sitesi,Gaziantep ssk, Gaziantep devlet hastanesi ,Gaziantep resimleri ,Gaziantep video ,Gaziantep mirc indir ,Gaziantep tarihi


















